Sayfa yükleniyor…
Sayfa metni
Cevap: Bizim bu gibi ifâdelerimiz, mâsivâyı gör meyen gerçek tevhîd erbâbı içindir. Mâsivâyı gö renlere ise ne bir cevâbımız ne de bir sorumuz var dır. Zîrâ onlar ancak baş gözüyle gördükleri şeyleri görmektedirler. Dolayısıyla mâsivâ karanlığıyla hakikati görmek şerefinden mahrûm bulunmakta dırlar. Nefsinin yok olduğunu ve Hakk’ın vücûduyla varlık kazandığını idrâk eden kimseler, Cenâb-ı Allah’tan başkasını mevcûd görmezler. Bunun böyle olduğunu bilmeyenler ise aslâ Cenâb-ı Hakk’ı göremezler. Mâmâfîh biz bu meseleyi iknâ edici birtakım deliller ile beraber pek çok kez an latmaya çalıştık. Ancak daha fazla anlatılsa bile her hâlükârda hakikati görmek istemeyen göremez, anlamak istemeyen anlamaz, idrâk etmek isteme yen idrâk edemez. Bu konuyu anlamada Hakk’a erişen kimselere bir işâret yeter. Fakat Hakk’a eri şemeyenleri ise hiçbir şey irşâd edemez; artık bu noktadan sonra öğretme (tâlim), uzun uzadıya bu meseleyi anlatma (tefhim), örneklerle meseleyi zihne yaklaştırma (takrîb), meseleyi tekrar tekrar pekiştirerek anlatma (takrir), somut bilgiler ya da aklî birtakım yöntemleri kullanma sûretiyle onlara bu meseleyi îzâh etmenin bir faydası yoktur.62 Bu 62 Hakk’ın kullarının bilgisizlik ve cehâlet felâketinden kurtulma ları, İlâhî ilim ve mârifetle kendilerini süsleyebilmeleri için sâdece kitap okumanın kâfî gelmeyeceği, mutlaka bildiklerini kemâl derecesinde yaşayan kâmil ve terbiyeci bir mürşidin huzurunda diz çöküp onun terbiyesi altında yetişmek zarûreti açık bir gerçektir. Kötülüğü emredici, şerre sürükleyici nefsin (nefs-i emmâre) duygu ve temâyüllerinden sıyrılıp mânevî 83

