Sayfa yükleniyor…
Sayfa metni
etmektedir. Yâni Cenâb-ı Hakk’ı tam anlamıyla idrâk edecek hiçbir ferd olmadığı gibi, hiçbir ferdin yanında onu idrâk etmeye yarayacak bir şey de yoktur. Her ne kadar insan duyulara sâhip ise de “O’nun bir benzeri yoktur”61 âyetinin hakikatiyle vasıflanan Cenâb-ı Allah, göz ile idrâk olunan nes neler, kulak ile işitilen sesler, burun ile alınan ko kular, tatma duyusuyla anlaşılan tatlar ve dokunma duyusuyla algılanan eşyâlar gibi olmaktan münez zeh bulunduğu için, bu tarz araçlar vâsıtasıyla onu idrâk etmek mümkün değildir. 61 Şûrâ, 42/11. Ayrıca şunu da ilâve edelim ki eğer Cenâb-ı Hakk’ın dışında bir başka şeyin (gayr) varlığı mümkün olsaydı, o gayrın Cenâb-ı Hakk’ı idrâk etmesi de mümkün olurdu. Oysa “Gözler onu idrâk edemez” âyetinde bir gayrın mevcûd olmadığı tenbîh buyurulmuştur. Cenâb-ı Hakk’ı idrâk eden ancak mâsivâ aynasında tecellî eyleyen kendi hakikatidir, başka bir şey değildir. Zâtını zâtıyla idrâk eden kendisidir, başkası değil. Öyle olunca “Gözler onu idrâk edemez.” Çünkü gözler sonradan varlığa gelmiştir (hâdis), yâni yokluk onları önce- lemiştir. Dolayısıyla hâdis olan bir zât, kadîm olan bir zâtı idrâkte elbette âciz kalacaktır. Soru: “Ey Şeyh! Sen Cenâb-ı Hakk’ı isbât ediyor sun ancak geride kalan her şeyin varlığını inkâr ediyorsun? Bu durumda, gördüğümüz bunca eşyâ nedir?” 82

