Sayfa yükleniyor…
Sayfa metni
Varlık ve Yokluk Hakkında Ezelde hiçbir şey hattâ bir lahza (yevm/gün) bile olmadığı gibi şimdi de böyledir. Allah’tan başka mevcut yoktur (Lâ mevcûde illallah). Öyle ise mevcûdâtın varlığı da yokluğu da müsâvîdir. Eğer mâsivânın varlık ve yokluğu müsâvî olmasaydı, yâni Hakk’ın azamet ve ulûhiyyetinin kemâli mâsivâya muhtaç olsaydı, geçmişte yok olan bir şe yin meydâna gelmesi zorunlu olurdu. Bu ise O’nun vahdâniyyetinin olmaması anlamına gelmektedir. Böyle bir şey ise bir eksikliktir, dolayısıyla O’nun vahdâniyyeti hakkında böyle bir şey imkânsızdır. Cenâb-ı Hakk’ın vahdâniyyeti, bir eksiklik barın dırmaktan münezzehtir. Varlık ve yokluğun eşit olduğunu bilip Cenâb-ı Hakk’ın benzeri, dengi ve ortağı olmadığını idrâk edince gerçek anlamda nefsini de bilmiş olursun. İşte bu yüzden Hz. Peygamber “Nefsini bilen mu hakkak Rabbini bilir” buyurmuş, “Nefsi fenâ bulan muhakkak Rabbini bilir” dememiştir. Yâni Hz. Peygamber mârifetullahı nefsin fenâsıyla değil, nef sin mârifetiyle ilişkilendirmiştir. Zîrâ Hz. Peygam ber bildi ve gördü ki Hakk’ın zâtından başka bir şeyde gerçek varlık yoktur. Buna binâen yok etme nin {ifna) varlık bulmaktan sonra olması gerekir. 69

