Sayfa yükleniyor…
Sayfa metni
Mâsivânın hakikatte mevcûd olmadığını bildik ten sonra Hz. Peygamber zikri geçen hadîsi ile nef sin mârifetinin mârifetullahın kendisi olduğuna işâret buyurmuşlardır. Hz. Peygamber’in hadîsi şu anlama da gelmektedir: Nefsini yâni kendi varlığını bil! Sen sen değilsin ancak sen bunun da farkında değilsin. Yâni bağımsız bir varlığa sâhip olmadığını bil! Oysa sen bu hakikati bilemezsin, çünkü müşâhede makamına ermiş değilsin. Ayrıca şunu da bilmelisin ki, senin varlığın ne senin varlığındır ne de senin varlığından başka bir şeydir. Yâni sen olan varlık Allah’ın ilminde bulunan bir varlıktır. Bu yüzden sana mâl edilecek ne bir vücûd ne de o vücûdun dışında bir şey vardır. Sen ne varsın, ne de yoksun; sen ne varlığın dışında (gayr) bir şeysin ne de yokluğun dışında bir şeysin. Varlık ve yokluk söz konusu olmaksızın senin varlık ve yokluğun Cenâb-ı Hakk’ındır. Eşyâyı başka (gayr) olarak görmezsen varlığın O’nun varlığı olur. Yâni eşyâda olan varlığı, Hakk’ın varlığının dışında bir şey görmeyince var lığın birliği (vahdet-i vücûd) meydâna gelir. Dola yısıyla eşyâ fânî görülür; böylece “Allah’tan başka mevcut yoktur.” (Lâ mevcûde illallah) sırrı açığa çıkmış olur. Mâsivâ meyânında olan senin varlık ve yokluğu nun Cenâb-ı Hakk’ın varlığı olduğunu, yanı sıra mâsivâ için Allah ile beraber (maallah) ya da Al lah’ta (fillah) bir varlık olmadığını kavrayınca ger çekten nefsini bilmiş olursun. Yâni, kısacası gerçek 70

