Sayfa yükleniyor…
Sayfa metni
Yâni fenâ-fillah makamında bulunanlar, Cenâb-ı Hakk’ın dışında başka bir şey görmedikleri için “ene’l-Hak” vb. sözleri söylemişlerdir. Ancak bekâ- billah makamına yükselen peygamber vârisleri Hak ile beraber halkı da görmüşlerdir. Bu gibi kimseler peygamberler gibi yerler, içerler, insanlarla görü şürler, konuşurlar ve beşerî ilişkilerde bulunurlar. Hâsılı, onların bâtınları Hak ile, zâhirleri ise halk iledir (bâtın bâ Hak, zâhir bâ halk). Terakkileri ise fikir sâyesindedir. Rivâyet olunduğu üzere, Şeyh-i Ekber mükâşefe yoluyla Hz. Hârûn ile karşılaşınca ona “Ey Allah’ın peygamberi niçin ‘Bana düşmanları sevindirecek şekilde davranma!’48 diye buyurdunuz” demiş ve eklemiş: “Sanki bir düşman mı var? Bizim gibi pey gamberlerin ayağının tozu bile olamayanlar, Cenâb-ı Hak’tan başka bir şeyi (mâsivâ) ne görü yorlar, ne de mevcûd biliyorlar.” Buna binâen, Hz. Hârûn “Ey Muhyiddîn! Doğru söylüyorsun. Ancak siz görmüyor olsanız bile mahlûkât yok olur mu?” buyurmuş. Muhyiddîn îbn Arabî de “Yok olmaz’; cevâbını vermiştir. Hz. Hârun devamla şöyle de miştir: “Öyle ise, ey Muhyiddîn! Demek ki sizin 48 A’râf, 7/150. Âyetin tamâmı şöyledir: Mûsâ, milletine, kızgın ve üzgün olarak döndüğü zaman dedi ki: “Benim arkamdan ne de kötü işler yaptınız! Siz, Rabbinizin emrinin çabucak gelmesini mi istiyorsunuz?” dedi, levhaları attı ve kardeşinin başından tutup kendine doğru çekti. Hârûn ise ona “Ey annemin oğlu! Bu millet beni hırpaladı; neredeyse beni öldürüyorlardı. Bana, düşmanları sevindirecek şekilde davranma, beni bu zâlim mil letle bir tutma. ” dedi. 60

