Sayfa yükleniyor…
Sayfa metni
metinlerde reddedici karşılıklar ve îzâhlar verilegelmiştir. Benzer tavra bu risâlede de rastla nılır. Şöyle ki vahdet-i vücûdun hulûl, hurûç, ittihâd vd. kavramlarla eşdeğer olmadığı ve söz ko nusu kavramlarla vahdet-i vücûdun karıştırılma ması gerektiği husûsunun altı özellikle çizilir. Sûfîlerin fenâ teorisine farklı bir perspektiften yaklaşılan eserde fenâ, varlığın fenâsı (fenâ-i vücûd), fenânın fenâsı (fenâ-i fena) olmak üzere kategorize edilip ele alınır ve bu kavramların sûfî dildeki karşılıkları irdelenir. Klasik anlamdaki kar şılığı ile fenâ -müellife göre- yanlış anlaşılmakta dır, zîrâ mârifetullahı elde etmek -yine müellife göre- nefsin fenâsı (yok olması) ile değil nefsin mârifeti ile mümkündür. Dolayısıyla nefs bilgisi bir bilinçlilik, bir ayıklık (sahv) hâlini yâni fenânın mukabili ya da daha doğru bir ifâde biçimi ile fenânın bir sonraki ve bir üst aşaması addedilen bekayı gerekli kılar. “Allah vardı ve Onun dışında hiçbir şey yoktu” metafizik gerçekliğinin îzâhı eserin bütününe yayı lan ve sıkça vurgulanan bir diğer konudur. Şöyle ki burada bu ilke, tüm zaman sınırlamalarının ötesinde geçerli olan ezelî ve ebedî ontolojik bir hakikattir. Bu hakikat içerisinde gözle görülen mevcut nesnelerin (eşyâf ontolojik statüleri dolayımında mu tasavvıfların âlemin varlığına ilişkin temel görüşleri hülâsa edilir. “Kulum Bana nâfile ibâdetlerle yaklaşır”, “Dehre sövmeyiniz çünkü dehr Allah’tır”, “Hastalandım 11

