Sayfa yükleniyor…
Sayfa metni
hakikatinle buluşmak ve kendi hakikatini ele geçi rip kendi hakikat boyanla boyanmakla {tahakkuk} mümkündür. Bu yüzden sûfîler sıkça “Nefsini bil” ilkesine vurgu yapmışlardır. Bu bilginin gerçekleş mesi sonucu insan kendi derimi özüne yâni varlığın merkezine eriştiğinde Rabbine {rabb-i hâs} ilişkin bilgiyi edinir, Rabbini bilir. Bunu ise O’nun dışında kesinlikle hiçbir şeyin var bulunmadığı İlâhî prensi bin aşkın birliği {vahdet-i vücûd} içinde kavrar. “Nefsini bilen hiç şüphesiz Rabbini bilir” ilkesini merkeze alarak sûfilerin tevhide ilişkin öğretilerini îzâh eden Tevhîd Risalesi,1 Allah’ın evvel-âhir, zâhir-bâtın isimlerinin açıklanması ile başlar ve bu bağlamda teolojik tartışmaların odağında yer alan isim-müsemmâ ilişkisi geniş bir şekilde kendisine yer bulur. 1 Tevhîd Risalesi kütüphane kayıtlarında farklı pek çok isimle anılmaktadır: er-Risâletü’l-Vücûdiyye, Risale fi’l-Ahadiyye, Risale fi Şerhi Ma’nâ Kavli’n-Nebî Men Arafe Nefseh Fekad Arafe Rabbeh, Miftâhu’l-Ma’rife, Kitaba Vahdeti’l-Mutlaka, Risale fi Cevâbi Ma’rifeti’n-Nefs. Bkz. Osman Yahyâ, Histoire et Classification de l’Œuvre d’Ibn Arabi, Institut Français de Damas, 1964, s. 145-146, 270, 381 (nr. 13, 181, 458). Gerçek varlığın yalnız Cenâb-ı Hakk’a ait olduğu {Lâ mevcûde illallah} ilkesi risâlenin ana temasıdır; dolayısıyla metindeki kavram ve tartışmaların tümü, dâima bu hakikat çerçevesinde değerlendi rilmektedir. Vahdet-i vücûd teriminin anlam dün yasında hulûl, hurûç, ittihâd vd. kavramları barın dırdığı yönündeki birtakım ithamlara, tasavvuf! 10

