Sayfa yükleniyor…
Sayfa metni
hakikatte mâsivâ değildir. Çünkü bir şeyin varlığı nın zorunlu olması bunu gerektirir. Zorunlu varlık, bir başka şeyin var olmasından münezzehtir. Şunu da bilmelisin ki, mâsivânın varlığına dâir sûfîlerin görüşleri üç kısımda ele alınmıştır: 1. Alem cevher olsun araz olsun gerçekten hârici bir varlık ile dış dünyâda mevcûddur. Fakat bu varlık, Hakk’ın varlık vermesi sonucunda var ol duğu için onların varlığı ödünç (ariyet) nevinden- dir. Ancak sekr hâlinin etkisinde kaldıkları zaman bu görüşe sâhip kimseler bile “Lâ mevcûde illallah” demişlerdir. 45 2. Âlemin varlığı her ne kadar dış dünyada var ise de onun varlığı gölge (zilli) hükmündedir. Cenâb-ı Hakk’ın sıfatları da o gölgeye yansımıştır. Meselâ, kuşatıcı bir yansıma (câmi-i inikas) yoluyla Hakk’ın varlığından varlığı, ilminden ilmi, kudre tinden de kudreti olan bir mevcûd zuhûra gelmiş tir. 3. Âlemin İlâhî ilimdeki varlığından başka ger çekte, dış dünyada bir varlığa sâhip olması müm kün değildir. Gözle görülen nesnelerin varlığı, gölge varlıktır (vücûd-ı zilli). Her ne kadar âlem- 45 Seyr ü sülük yapan kişinin, gelen feyzin (yârid) etkisiyle kendinden geçmesi hâline sekr denilir. Sekr tasavvuf klasikle rinde daha çok, sarhoşluktan sonra meydâna gelen ayıklık kar şılığındaki sahv ile birlikte ele alınmıştır. Bâyezîd-i Bistâmî, bir mânevi hâl olarak sekrin, Cüneyd-i Bağdâdî ise sahvın daha üstün olduğunu söylemiştir. Abdürrezzâk Kâşânî, Tasavvuf Sözlüğü, s. 303. 56

