Sayfa yükleniyor…
Sayfa metni
işâret edilmiştir. Mâdem ki muhtaç kimsenin ve hastanın varlığının, Cenâb-ı Allah’ın varlığı olması câizdir; o hâlde senin varlığının ve belki araz ve cevherlerden müteşekkil her şeyin {mükevvenât) varlığının da Cenâb-ı Allah’ın varlığı olması buna kıyâsen câiz görülür. Her ne zamanki rubûbiyyet sırrı bir zerrede bile müşâhede olunur; işte o zaman kâinâtın zâhir ve bâtınındaki sırların hakikati de açığa çıkar. Şeyh-i Ekber, bu kudsî hadîste rubûbiyyet sırrının mevcûd olduğunu ifâde et mektedir. Rubûbiyyet, “rab” ve “merbûb” arasında var olan bir nisbettir. Merbûb olmayınca rabbin de olmaması gerekir, yâni rabbin var olabilmesi için merbûbun var olması zorunludur.42 O hâlde bu rada merbûbun ezelî ilimdeki “a’yân-ı sâbite” ol duğunu, “ilmin” ise Cenâb-ı Hakk’ın gayrı olmadı ğını bilmeli ve hastanın varlığının da Cenâb-ı Al lah’ın varlığı olduğunu, bu şekilde tevîl etmeliyiz. 42 îbn Arabi, “Merbûb olmadan rab yoktur” şeklindeki ifâdesini anlatmada babalık ve oğulluk arasındaki mantıkî süreklilikten hareket eder. Şöyle ki baba olmadan oğul, oğul olmadan da baba olamaz, bu zorunlu bir ilişki tarzıdır; yâni babalık bir oğula ihtiyaç duyar. Ancak oğul yokluğunda babalık denilen durum olmasa bile insanlık denilen durum devam etmektedir. Bu konuda daha geniş bilgi için bkz. Ekrem Demirli, İslam Metafiziğinde Tanrı ve İnsan, İstanbul: Kabalcı Yayınevi, 2009, s. 126-127. Artık dünyâda ve âhirette Allah Teâlâ’dan başka (mâsiva) bir şeyi görmezsin. Ayrıca diyebilirim ki, dünyâ ve âhiretin varlığı, isimleri ve müsemmâlarının da hiç şüphesiz Cenâb-ı 54

