Sayfa yükleniyor…
Sayfa metni
İslam düşüncesi, tevhîd doktrinini merkeze alan bir öğretiler bütününe sahiptir. Sûfîler nezdinde söz konusu tevhîd doktrini, Allah’ın mâbûd, fâil ve varlık olarak kirlenmesidir. Varlık olarak Tanrının birlenmesi ya da teknik tâbiri ile vahdet-i vücûd, daha çok İbn Arabî (ö. 638/1240) ve ekolü bağlamında İslam düşünce târihinin bir konusu hâline gelmiştir. Burada tartışmaların odağında yer alan varlık teriminin, kabaca iki temel karşılığı var dır: İlki gerçek varlık (vücûd-ı Hak) olması bakı mından Tanrı ya da bir diğer deyişle var olmaması düşünülemeyen zorunlu Varlık (vâcibul-vücûd); İkincisi de âlem ve onda bulunan şeylerin bütünü olarak varlık. İkinci anlamdaki karşılık sûfîlere göre aslî olmaktan ziyâde mecâzî ya da istiârîdir (ödünç verilen); dolayısıyla da bu durum, vücûdun tek bir gerçeklik olduğuna ve iki vücûdun gerçekte olamayacağına işâret etmektedir. Varlık burada birlenmektedir: Lâ mevcûde illâ hû. Varlığın birlenmesi demek her şeyi Bir görmek, her şeyi Bir’den görmek ve her şeyden Bir’i gör mektir (müşahede). Bu ise sûfîlere göre nazarî ve aklî ya da teorik bir idrâk ile gerçekleşmez. Ancak bu müşâhede, kendini bilmekle yâni kendi hakikatinle yüz yüze gelmekle (taalluk), kendi 9

