Sayfa yükleniyor…
Sayfa metni
dir” buyurmuştur. Bu hadîsten mârifetullahı elde etmenin, eşyâyı mârifet etme sâyesinde mümkün olacağı anlaşılmaktadır. “Eşyâ”, hem “nefs”e hem de eşyânın gayrısına isim olarak verilebilir. Zîrâ vücûd ve hakikatten ibaret olan nefs ve eşyânın varlığı “şey” olmak (şey’iyyet) bakımından eşdeğerdir. Öyle olunca eşyâyı bilen nefsini bilir. Nefsini bilen de muhak kak Allah’ı bilir. Çünkü senin “mâsivâ” zannettiğin şey aslında mâsivâ değildir. Zîrâ mâsivâ, hakikatte yok hükmündedir (mâdûm). Var olan ise Cenâb-ı Hak’tır. Ancak sen her şeyi görmekte olduğun hâlde Cenâb-ı Hakk’ı göremiyorsun. Eğer hakikati bilmiş olsa idin; elbette, eşyâdaki varlığın Cenâb-ı Hakk’ın varlığı olduğunu görürdün. Şâyet sen bu sırra vâkıf olursan “mâsivâ” olmadığını da bilmiş olursun. Cenâb-ı Hakk’ı bilmek için vücûdun mühim ve maksûd olduğunu ve fenâya muhtaç olmadığını idrâk etmiş olursun. Cenâb-ı Hakk’ın ilmi sana taalluk ettiğinden dolayı geçmiş ve gelecekte senin için bir yok olmadan (zevâl) söz edilemez. Daha önce de söylediğimiz üzere, hiç şüphesiz sen sıfatlarının tamâmının Allah’ın sıfatları oldu ğunu bilmiş ve “Allah Adem’i sureti üzere -yâni sı fatı üzere- yarattı”34 hadîsinde belirtildiği üzere ha yat, ilim, sem’ (işitme), basar (görme) vb. sıfatla rının da Hak’tan olduğunu idrâk etmiş olursun. Senin zâhirin, bâtının, evvelin ve âhirin şüphesiz 34 Buhârî, Îstîzân, 1 (6299). 48

