Sayfa yükleniyor…
Sayfa metni
keyfiyyeti, mekânı ve isimleri olmaksızın Allah’ın zâtı olarak gördü. Şeyh-i Ekber’in muammâ kabilinden olan bu sözlerinin tahlili, ancak şu hadîs-i şerifin barındır dığı anlam ile mümkün olabilir. O hadîs-i şerif ise şudur: “Cenâb-ı Allah bir kabza nûrundan Hz. Muhammed’i ve onun nûrundan da mâsivâyı ya rattı.”33 Şu kadar var ki, Hz. Peygamber “men arefe” hadîsinde “Nefsini bilen muhakkak Rabbini bilir” buyurmuş, geçtiği üzere bir diğer hadîs-i şerifte ise “Ey Allah’ım! Bana eşyayı olduğu gibi bil- 33 Câbir b. Abdullah anlatıyor: Hz. Peygamber’e “Ey Allah’ın Resûlü, anam babam sana feda olsun, eşyâyı yaratmazdan evvel Allah’ın yaratmış olduğu ilk şey nedir?” diye sordum. Şöyle buyurdular: Ey Câbir, eşyâyı yaratmazdan evvel Allah kendi nûrundan senin Peygamberi’nin nûrunu yarattı. O nûr Al lah’ın kudretiyle O’nun dilediği yerlerde dolaşıp duruyordu. Henüz ne levh ve kalem, ne cennet ve cehennem, ne melek, ne gök, ne güneş ve ay, ne cin ne de ins vardı. Mahlûkâtı yarat mayı arzulayınca o nûru dört parçaya ayırdı: îlk parçadan ka lemi, İkincisinden levhi, üçüncüsünden arşı yarattı. Dördüncü parçayı ise dörde ayırdı: İlk parçadan hamele-i arşı, İkincisin den kürsüyü, üçüncüsünden diğer melekleri yarattı. Kalan dördüncü parçayı yine dörde ayırdı: İlkinden gökleri, İkinci sinden yerleri, üçüncüsünden cennet ve cehennemi yarattı. Daha sonra kalan dördüncü parçayı da dörde ayırdı: İlkinden mü’minlerin gözlerinin (basiret) nûrunu, İkincisinden mârifetullahtan ibâret olan kalblerinin nûrunu, üçüncüsünden tevhîdden ibâret olan ünsiyet nûrunu (Lâ ilâhe illallah Muhammedün Resûlullah nûrunu) yarattı. Keşfu’l-Hafâ, II, s. 311-312. Sûfîlerin eserlerinde sıkça rastlanılan bu hadîse, Es’ad Erbîlî dîvânında şu beyti ile atıfta bulunur: Yâ Şefia’l-müznibîn yâ rahmeten li’l-âlemîn / Katre-i nûrundan olmuş halk-ı eflâk u zemin bkz. Erbîlî, Dîvân, s. 194. 47

