Sayfa yükleniyor…
Sayfa metni
celîlesini iktibâs eden sıddîkiyyet makamındaki Allah dostları “Lâ mevcûde illallah” ifâdesini an lama ve kabûl etme husûsunda asla tereddüte ka pılmamışlardır. Onlar, somut nesnelerin ve taay yün eden varlıkların tamâmını, farazi şeyler (îtibârât) ve İlâhî takdir neticesinde ortaya çıkan eserler olarak kabul etmişlerdir. Dolayısıyla bu bağlamda, söz konusu problem çerçevesindeki tüm tartışma kapılarını da kapatmışlardır. Yâni başlan gıç (mebdei ve dönüş (meâd) fikri açısından, mâdûm olan mâsivâdaki varlıklar; hakîkî bir vücûda sâhip olmayıp onlar zorunlu ve gerçek bir varlık tarafından vücûd bulmuşlardır. Hattâ Hz. Peygamber’in nefsten murâdı, Allah’ın gayrı olan mâsivânın tamâmıdır. Nitekim Hz. Pey gamber’in “Ey Allah’ım! Bana eşyayı olduğu gibi bildir”32 hadîsinde “eşyâ”dan maksadı ise Allah’tan başka her şey (mâsivallah) olup mânâsı şudur: “Senin dışındaki her şeyi bana bildir ki bu eşyanın ne olduğunu tam anlamıyla bileyim. Eşyâ Sen misin yoksa Senin gayrın mıdır? Ayrıca bu eşyâ kadîm ve bakî midir yoksa hâdis midir? Bunu bileyim.” Bunun üzerine Cenâb-ı Hak, kendisinin dışındakilerinin varlığı olmaksızın, ona mâsivâda bulunanları kendisinin nefsi olarak bildirdi. Böylece Hz. Peygamber, eşyâyı olduğu şekliyle gördü. Yâni eşyâyı, herhangi bir özel durum ve 32 Reşîdüddîn Meybûdî, Keşfu’l-Esrâr ve Uddetu’l-Ebrâr (thk. Ali Asgar Hikmet), Tahrân: întişarât-ı Emir Kebîr, 1371/1992,1, s. 35; V, s. 42. 46

