Sayfa yükleniyor…
Sayfa metni
34 / Musahabe 3 Şakk-ı Sadr Mâlik bin Sa’sâ -radıyallahu anh-’ın rivâyetine gö re Nebiy-yi Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem- efendi miz hazretleri mîrâc gecesi esrârından ashâba haber verip buyurmuştur ki: Ben Hatîm’de veya Hicr-i İsmail’de yatmakta iken - yani Hatîm ile Hıcr-i İsmail ikisi bir mânâyadır- Hazret-i Cebrâil geldi, göğsümü şuradan şuraya kadar, yani bo ğaz çukurundan kıl bittiği yere kadar, yardı. Kalbimi çı kardı sonra içi îmân ile dolu altın bir leğen (veya bir tas) getirildi. Kalbim zemzem suyu ile yıkandıktan son ra içi îmân ve hikmet dolduruldu. Sonra eski haline iâ- de olundu. Bir rivâyette Buhârî’nin Salât bahsi şerhin de, "Göğsüm kapatılıp üzeri mühürlendi." buyurmuştur. Mevâhib-i Ledünniye’de şakk-ı sadr hakkında şöy le bir îzâh vardır: Şakk-ı sadr üç kere vâkî olmuştur. Birisi beş altı yaşında sabî iken, diğeri Cebel-i Hıra’da vahy-i İlâhî geldiğinde ve biri de bu Mîrâc-ı Nebevî’de. Şakk-ı sadrın hikmeti urûca istîdâd hâsıl olmasıdır. Bir de denilmiştir ki Hak Sübhanehu ve teâlâ hazretle rine kemâl-i îtimad ile mehâlikten korkmaz hale gel mek. Onun için Rasûlullah nâsın en şecîi idi. Gazâlar- da, harbierde ashaba havf ve haşyet gelip dağıldığı zamanlarda -Huneyn gazasında olduğu gibi- bineği üzerinde olduğu halde bineğini ileri sürer; ashab da; “ya Rasûlallah neylersin" diye tutarlardı. Vech-i müba reklerine aslâ korku gelmezdi.

