Sayfa yükleniyor…
Sayfa metni
Maraz-ı Kalb / 125 ^'^ ^ ^ Mazmûn-ı kerimince tâ ki hakîkat-ı imân tahakkuk eylemiş ola. Zira bu maraz ve âfet-i kalb mevcûd iken îmânı sûrîdir. Nasıl vicdânî olabilir ki? Çünkü onun nefs-i emmâresi onun hilâfına hâkimdir. Sûrî olan îmân ve tasdik safra hastalığına dûçâr olan kimse gibidir ki onun vicdânt nebâtın halâvetinin hilâfına şâhid ve vâki’dir. Şekerin halâvetine yakîn-i ha kîki ancak o zaman mümkün olur ki, safra hastalığın dan kurtulmuş ola. Nefsin emmârelikten halâsı da ancak tezkiyesi ile mutmain olduktan sonradır. O zaman hakîkat-ı îmân sûret ve kuvvet bulur. Ve vicdânî olur ki, bu kısım îmân zevâlden mahfuzdur. Nitekim âyet-i kerîmede: ¿1 ;□/ di vi “Haberiniz olsun ki Allah’ın velî kulları için hiç bir korku yoktur. Onlar mahzûn da olacak değiller dir.”89 duyurulmuştur. Zâhirî, cismânî marazını izâle fikrinde olup da kal bin giriftarlığından ibâret olan emrâz-ı kalbiyyeden gafil olmak o kimsenin nâdânlığından başka bir şey değildir. Zâhiren necib ve mes’ûd bir adama bir maraz ârız olsa ve âzâsına bir afet gelse o kadar sa'y ü mubâlağa eder ki, o hastalık ve âfetin izâlesine çalışır. Ve lâkin kalb ki hakîkatta mâsivâ-yı Hak Celle ve Alâ'ya giriftâr- lıktan ibârettir. O maraz-ı kalbî öyle istilâ eylemiştir ki, ebedî mevt eriştiği halde ve azâb-ı sermedîye giriftârlı- 89. Yûnus Sûresi, 62.

