Sayfa yükleniyor…
Sayfa metni
MURAKABE a Maddî ve ma’nevî olgunluklarla tezyin edilmiş bu lunduğunuzu göstermeye kâfi, sonsuz İlâhî inayetlerle nur- landığınızı isbâta delil olan misk kokulu kaleminizin inci- leştirdiği kıymetli sözleriniz ile iftihar vesilesi ifâdelerinizi değerli cevher gibi, gururla gördüm. Murâkabeden dolayı birkaç kelime sarfetmiş olduğunuz için bilmünâsebe şun ları söylemek isterim: Asıl yüce- makâmmdan ayrılıp süfli ten-kefenine inen ve tekrar yüksek burçlara yükselmeye kaabiliyetli bulunan rûhânî latîfelerimiz ancak peşpeşe yapılacak murakabeler le yükselebilir. Fazla olarak sâlik, murâkabe-i ahadiyetten1, ma’iyyete2, ma’iyyetten akrabiyyete3 akrabiyyetten muhab bete4, muhabbetten vâhidiyyete5 kadar uzanan hakikat yo luna da nail olabilir. Allah Teâlâ hadîs-1 kudsîde: — Kulum bana nafilelerle yaklaşır. O kadar ki, ben onu severim ve ben onu sevince işiten kulağı, gören gö zü, tutan eli ve yürüyen ayağı olurum,6 buyuruyor. Çün kü farzlarm edâsî ile mükellef olan beden olduğu gibi nâfi- lelerle me’mûr olan da rûhâniyyettir. — Rabbini kendi içinde yalvararak gizlice ve - sözle bağırıp çağırmadan sabah ve akşam zikret. Sakın gâfil- lerden olma!7 âyet-i kerîmesine göre devamlı murâkabe ve tam bir ihlâs ile Cenâb-ı Hakk’a yakınlaşmayı arzulayan bahtiyar bir kul için yükselme ve feyz kapılarının açılarak başarı sebeblerinin hazır bulunduğu açık bir gerçektir. Ce- nâb-ı Hakk, zât-ı âlînizi bu gibilerin arasına dâhil buyur sun. Zahiri, halk ile bâtmı Hakk ile olan kimselerden ayır- masm. 87

