Sayfa yükleniyor…
Sayfa metni
J ^1 te ^1 Kaale Sübhânehû ve Te’âlâ: ve emsali âyât-ı celîle-i Kur’âniyyesi nazil olduktan sonra Ha ce-i ’Âlem, Mürşid-i Be::î Adem -sallallahü te’âlâ ’aleyhi ve., atâ âlihi sellim- Efendimiz Hazretleri: hadîs-i şerifi medlûl-i münîfince Cenâb-ı Sıddîk-ı Ekber -radı- yallahü ’anh-’ı da’vet edip «zikr-i katbî»’yi telkin ve ta’Um buyurmuş ve sahâbe-i güzîn hazerâtına ta’lîm etmelerini kendilerine emir buyurmuştur. Tâ Bâyezîd-i Bistâmi -kuddise sirrüh- hazretlerinin zamânına gelinceye kadar bu tarîkat-i aliyyeye «Tarîkat-ı Sıddîkiyye» nâmı verilmiştir. Vaktâki Ce- nâb-ı Şâh Nakş-bend-i Buhârı -kuddise sirrüh- Efendimize gelince «Tarîkat-i Nakş-bendiyye» yâhut «Tarîkat-ı Nakşîy- ye» denilmiştir. Kezâlik Dâmâd-ı Cenâb-ı Nebevi İmam Ali -kerremallahü veçheli- Efendimize dahî «zikr-i cehri» ta’lîm buyurulup şâir ashâb-ı kirâm hazerâtına da telkin eylemelerini ferman bu yurmuşlardır. İmam Ca’fer-i Sâdık, Haşan Basrî, Ma’rûf Kerhî, ’Abdülkadir Gîlânî -kaddesallahü esrârahüm- haze- râtı gibi ricâl-i fihâma uğrayarak zamanımıza kadar teselsü- len gelmiştir. Ve bu her iki silsile-i celîle tevatür ile sâbit ol muştur. Mütevâtirin ceffe’l-kalem inkârının ve hikmetinin ne olduğunu ve cezâsının ne derecelerde ağır bulunduğunu Vâ’iz Hoca Efendi eğer bilmiyor ise Hâdimi Merhumun Şer h’inden öğrenebilir. - İlâve olarak şunu da arz ve beyân edelim ki turuk-ı ’aliy- yeden bir tarîkat-ı ’aliyyeye intisâb edenler hakkında yanlış bir yola sapmışlar diye bilâ-pervâ tefevvühâtta bulunmak bü yük bir cesâret ve ne büyük bir cehalettir! çünkü bunlar «Al- i 372

