Sayfa yükleniyor…
Sayfa metni
3 248 83. M e k t u b Telgrafınız, târihinden bir ay sonra postada zuhûr etti. Sevgili Hazanımızın hatırına sebep bir şey söyleyemiyorum Yoksa söylenecek söz çoktur.;Hele mukabele günleri, o tialâ- vetli, o hararetli o feyz ve bereketli, o evliyâullahın teveccüh ve inayetti günleri, sâdıkların, âşıkların zikrullah için içtimâ’ eylecek günleri görmüş olsa idiniz şüphesiz ağlardınız. Cemâ linizi görmekten dür olan bâsıramızin ve güftârınızı işitmek ten mehcûr bulunan sâmi’amızın hâlini işitmiş olsa idiniz muhakkak bâtınınızı dağlardınız, û? ^' >JI hadîs-i meşhuruna onlar ve seferinizin sekar’dan bir kıt’a olduğunu cân ile vicdân ile idrâk eylerdi niz. Ne çâre ki şimdi nasibimizi mâide-i sabr ve şekıb’den aramak ızdırarında bulunuyoruz. Ma’amâfih azıcıkta nârın muhassenâtını ta’dâd edelim. Şöyle ki: Evvelâ nârın firâkı olmasa idi zülâl-i visâlin kadr ü kıymeti şüphesiz lâyık olduğu kadar takdir olunmazdı. Sa niyen geceleri nâire-İ muhabbet şu’le-feşân olmasa İdi şerâre-i hayal-hâneyi tenvire aslâ imkân bulunmazdı. Sâlisen: nâr-ı iştiyâkın icrâ-yı hidemât-ı mühimme ve muhassenât-ı mu’az- zaması inkâr olunmamalıdır. Ezan cümle mağşuş olan altun. lan hâlisu’l-’ayyâr eden ancak âteştir. Kezâlik dünyâada iken hasenât ile seyyiâtını imhâ etmeyen müznibleri ve bilâhare mazhar-i afv ü mağfiret olunmayan mü’min-i ’âsîleri dâhü-i cennet ve nâil-i ni’met olmak için müheyya eyleyen yine âteş tir, Şunu da ilâveten diyebilirim ki: visâlde nîm-firâk, fırâkde ise ümmîd-i visâl mevcûd olduğundan nâr-ı firâkı, zülâl-i vi- sâle tercih eden fikirler de eksik değildir. Lâkin ben bu gibi efkârı ceffe’l-kalem inkâr etmemekle beraber muhtâr olur- ısa t

