Sayfa yükleniyor…
Sayfa metni
^ Evvelâ ulemâ-i zahirden bahsedelim: Herkesin meşhüd ve müsellemi olduğu vecih üzere tarîk-ı ilmiyyeyi ihtiyâr ve ilti zâm edenlerin vatan-ı azizlerinden yâr ü diyârlarından • iftirâk edip cnbeş yirmi sene gibi bir müddet-i medîde için medâris köşelerinde kürbet-i zillet ve mihnet-i ğurbeti ihtiyâr ve tah sîl-i ulûm uğrunda sarf-ı mâ-hasal iktidâr ederek âlim olmak ta ve mesâil-i şer’iyyeyi mürâcaat edenlere ta’lim eylemekde bulundukları câ-yı iştibâh değildir, pt** Jl*' -ûl/Li Lâkin ilm-i zâhirden daha mühim ve daha dakik olan ilm-i bâtın hususunda bu gün kâffe-i enamın nokta-i nazari her bi ri bir dergâh-ı şerifi idâre etmekte olan şeyh efendilere ma’- tûftur. İhvân-ı dinimiz nezâketen noksanlarımızı muvâcehe- ten söylemedikleri bir ân-ı vâhidde sebk eden âyet-i kerîme îcâbınca; evvelâ seyr ü sülük sâyesinde tahsil etmiş olduğu muz âdâb-i tarikatımızı; saniyen kavlen, fi’len, i’tikâden şer’-ı şerif dâiresinde bulunan amel ve ibâdetimizi, sâlisen ricâl-i ta rikat yetiştirmek hususunda matlûb olan eser-i sa’y ü gayreti mizi tahkik ve tecessüsten hâli bulunmadıkları şüphesizdir. ■ insan herkesten mukaddem kendi noksanlarım arayıp bul mak ve ondan sonra esbâb-ı istikmâlini temine müsâraat ey lemek gibi irfan olamaz. Ma’lûm olduğu üzere tarîk-ı aliyyeden güzerân eden bil cümle selef-i sâlihîn ve evliyâ-yı kâmilin dâimi sûrette kendi kusur ve noksanlarını teftiş ve tefahhıtstan gâfil bulunma mışlar. Nefislerini ittihamdan, tekdirden, tevbîhden hâli kal mamışlar. Te’yid-i îmândan, tezyıd-i îykândan, tahsîl-i irfan dan istiğnâ buyurmamışlar, İSİ ^1 hadis-i şerifine imtisâlen tarîk-ı tefeyyüz ve istifâdeden ayrıl mamışlar. Mensûb oldukları şeriat-ı mutahhare ve tarîkât-ı münevverenin nuru ile vâsıl-ı ser-menzil-i saadet oldukları gi bi müntesiblerini dahî o meslek-i müstakimden teslık ile şâh- ; râh-ı necata delâlet ve irşâd buyurmuşlardır. 16

