Sayfa yükleniyor…
Sayfa metni
ctâûi£wffâ&2a6g^&asüz&' •45* den kalplerin nurunu halk etti ki o marifetullahtır, üçüncüsünden dillerin nurunu halk etti ki o dahi tevhid olup, "Lâilâhe illallah Muhammedün Resûlullah" de mektir. İbn-i Merzuk (r.a.)'un naklinde Hz. Hüseyin (r.a.), Fahr-i Âlem Hazretleri (s.a.v)'nden şöyle rivayet etmiş tir: ' "Âdem (a.s.)'in halkından (yaratılmasından) on dört bin yıl evvel Rabbimin karşısında bir nur idim." Haberde varid oldu İd, Allah Tebâreke ve Teâlâ, Hz. Âdem (a.s.)'i halk ettiği zaman o nûr-u Muhammedi (s.a.v.)'yi Hz. Âdem (a.s.)'in zahirine koydu, şöyle ki al- nmda zahir olup geri kalanın nuruna galip oldu.3 Bu sebeble Mevlânâ (k.s.): "Hülâsa benim zâtım, bü tün isimlerin mazharıdır. Hakikatte bakarsan; belki İsm-i Azamim!" Fahruddîn-i Irâkî: "Görünüşte ben Hz. Âdem'in oğ lu isem de; ben de böyle bir mânâ vardır ki; onun baba sı olduğumun şahididir." İbn'ü'l Emin Mahmud Kemâl: Ey nuhbe-i mahlûk-ı ahad gelmedi mislin, Vallahi ve billahi vâhid-i dû cihansın. "Ey Allah Teâlâ'nın mahlukatının en seçkini! Senin bir benzerin gelmemiştir. Vallahi ve billahi sen iki ci handa da biriciksin." buyurmuşlardır. Yine Mevlânâ (k.s): "Gökler kadar geniş bir ağız iste rim ki O, meleklerin bile kıskandıkları güzeli öveyim.." der. Vasfında sözün hülasasın al; İnsandı, fakat melekten efdal.

