Sayfa yükleniyor…
Sayfa metni
K T: M A t  T rûhen de yapar hakîkî bir hacı olurduk." dedi. Daha çok gençtim, evimizde sofra kuruldu, güzide bir topluluk aşkla yemek yiyordu. Sadece mideler değil, gönüller de tadıyordu bu zevki. Gazi Kasabası'ndan hal ehli Taktak Ali amca da vardı bu mecliste. Üstazımız, "Oğlum tak tak ne demek?" deyince, elimi yemek sinisine vurdum. "Oğlumuz daha işin zahirinde, inşallah ileride bâtını cihetini de kavrar, adam olur." buyurdular. Meğer tak tak demelerinden gaye, Hak Hak demekmiş. Cıvıl cıvıl öten kuşlardan tutun da, şırıl şırıl akan sulara kadar her şeye ibretle bakmamızı öğütlerdi bize Üstazımız. Kayseri'nin Reşadiye kasabasında yaptıkları ağıtlı, feryatlı, cezbeli bir sohbeti müteakip, şarıl şarıl akan şelaleyi andıran bir suyun başına geldik. Buyurdular ki bize: "Suyun sesine kulağmızı, "Hû Hû" diye zikrediyormuş gibi verin." İşte o zaman dağların göz yaşına, âşıkların da göz yaşları karışıp bir âlem oldu. Erciyes dağına nazar buyurduklarında dağı, kutb-u cihan'a, tepeleri iki tarafında bulunan ğavs-i azam ve ğavs-i ûlâ'ya benzetmeleri, her şeye ibretle bakmalarının nişanesidir. Her an, maddî ve manevî babamız olan Üstazımızla bulunduğum için, daha çok misalleri ondan veriyorum. Beytullah, Ravza-i Pâk-i Nebî ve civarı hakkında yazdıkları şiirleri, bizzât müşahede ederek kaleme aldıklarını söylemişlerdi Üstazımız bize. Altın oluk, bâb-ı Kabe arası, Varsa basiretin görürsün arşı, Hacerü'l-Esved'in bulunmaz eşi, Kaydetsin ismimi selam götürün. 210

