Sayfa yükleniyor…
Sayfa metni
56 dîninde zayıf ise o da dînine göre belâya uğratılır! Belâ kuldan ayrılmaz, imtihana devâm eder; kul üzerinde hiç günah kalmamış bir halde yeryüzünde gezer olunca onu bırakır’ buyurdu.”4 İpek Hocamız öyle derdi: “Efendimizin vücûduna in- meyen belâ yok. Biri bitiyor, diğer biri geliyor.” Kendileri, “Rabbim beni terbiye ediyor” derlerdi. Mübarek yüzlerinde hastalık emâresi yoktu. Sohbet ederken, bir delikanlıydı. “Sizlere sohbet ederken morfinleniyorum” derler, daha sonra doktor getirilirdi. Kendilerini inkâr edenlere ve musîbetlere karşı çok ta- hammüllü olurlar. Bir vesîleyle, kin güdenleri ziyâret ederdi. Sanki üstâzımızın huyu şu Âyet-i Celîleler idi: “İyilikle kö- tülük eşit olmaz. Sen, en güzel olan bir tarzda (kötülüğü) uzaklaştır; o zaman (görürsün ki) seninle onun arasında düşmanlık bulunan kimse, sanki sıcak bir dost(un) olu- vermiştir. Buna da, sabredenlerden başkası kavuşturu- lamaz. Ve buna, büyük bir pay sahibi olanlardan başkası da kavuşturulamaz.”5 Aliyyül Havvas (ks): ‘Beldelerin en üstünü Harem-i Şerif (Mekke), evlerin en üstünü Beytullâh (Kâbe), insanların en üstünü de her asrın kutbudur. Mekke cesedini, Beytullâh kalbini temsîl eder’ der. Beşerî sıfattan, melekî sıfata geçmişlerdir. Üstâzımız, “Dünyâda Rızâ-i İlâhî’den başka maksadım yok. Bizi dün- yâya bağlayan, Allah Teâlâ’nın kullarını, Cenâb-ı Hakk’a sevgili kılmak” diyorlardı. 4 Ahmed b Hanbel, Müsned, 1481; Darimi 2/320. 5 Fussilet, 41/34-35.

