Sayfa yükleniyor…
Sayfa metni
54 başıyla olmadı işâreti verir. Sebebini soranlara, “Levh-i Mahfuz’da bir eksiklik gördüm” der. Hakîkaten kıraet olu- nan tilâvette eksiklik müşâhede edilir. Evvel ve sonra olacaklar onlara mâlûmdur. Saymakla bitiremeyeceğim hâtıralardan birkaçını naklediyorum. Kayserili Yusuf Amca’ya: “Erenköy’e yerleşeceksin. Oğlun Zihni Paşa Camii’ne müezzin olacak. Bizim de, üstâzımızla görüşmemizi temin edeceksin.” Hepsi de eksiksiz zuhûr etmiştir. Gönülleri Allah Teâlâ’nın hazînesidir. “Ben ilmin, hik- metin şehriyim, Ali de kapısıdır. İlim isteyen kimse bu ka- pıdan gelsin” buyurulmuştur. Abdullah b. Abbas (ra)’a Hz. Ali’nin ilmi sorulunca: “Ben onun ilim denizinden ancak bir damlayım” diye cevap vermiştir. Ebu Nuaym’ın anlattığına göre Ümmü Seleme (r.anha), Hasan’ın annesini bir yere göndermişti. Annesinin yoklu- ğundan şiddetle ağlayan çocuğa Ümmü Seleme kucağına alıp meme vermişti. İşte Hasan’ın derin ilim ve hikmet sâhibi olmasını, peygamber evinden bir memeyi tutmasına bağlarlar. Hasan-ı Basrî (rh.a), “Râbiatül Adeviye gelince ne- den coşuyorsunuz?” diyenlere, “Ben lokmayı fillerin ağzına göre ayarlıyorum. Karıncaların ağzına sığmıyor” der. Sâmî Ramazanoğlu (ks)’un Uludağ’da Fecr sûresinin son âyetlerine verdiği mânâ, hayretleri mûcib olunca mevzuya son verirler. “Ey mutmain olmuş nefs! Dön Rabbine, sen O’ndan O da senden hoşnut olarak! Hemen gir kullarımın içine! Ve gir cennetime!” Üstâzımız, “eğer bizi dinleyecekseniz karşıma hocalardan getirin” buyururlardı. İlâhî tecellînin, gönülden kalkan perdenin sonucu hâsıl olan mânâ ve esrârın ardı arkası kesilmez onlarda. Gizledikleri hâllerden biri şu idi: Askerlik döneminde, bir

