Sayfa yükleniyor…
Sayfa metni
52 (sav)’in nûrundan istifâde etmişlerdir. Enbiyâyı saran nûr tasdîk edilince, nübüvvete mazhar oldu nebîler. O nur da, Muhammed Mustafa (sav)’dir. İçtiler Havz-ı Kevserden, velî oldular. Kur’ân-ı Kerîm havzından kanınca, hayat buldular. “Ey îmân edenler, sizi, size hayat verecek şeylere dâvet etdiği zaman Allâh’a ve Resûlüne icâbet edin.”2 Aralarındaki fark bize düşmez. Derece ve makam Kitâb-ı Kerîm’le tesbît edilir. “Kur’ân’ı okuyup gereğince amel edene (âhirette) şöyle denir: ‘Oku ve (Cennet derecelerine) yüksel! Dünyâda nasıl ağır ağır okuyor idiysen, burada da öylece oku! Çünkü senin asıl makâmın okuyacağın en son âyetin yanındadır.’3 Şâirin dediği gibi: Övmüş de yaratmış seni Hâlık diye sevdim. Her sîreti Kur’ân’a Mutâbık diye sevdim. Ahlâkı güzel kavli de Sâdık diye sevdim. Kur’ân ve sünnete uygun tavırda, hepsi birdir sâdât-ı kirâm. Her devirde İlâhî nazara mazhariyette bir tânedir onlar. Kâmil bir velînin teveccühü bile yıkarken gönülleri, Rabbimizin iltifâtına mazhar olanlar elbette ki, nur üstü- ne nur olurlar. Arşa açılan elleri, duâ eden dilleri, naz ve niyazları “nûrumuzu tamamla Yâ Rabb” ilticâsıdır. 2 Enfâl, 8/24. 3 Ebû Dâvûd, Vitr, 20/1464; Tirmizî, Fedâilü’l-Kur’ân, 18/2914.

