Sayfa yükleniyor…
Sayfa metni
57 “Onlar Allâh’ı takdîr edemediler.”7 meâlindeki âyet, “O’nu tam olarak tanıyamadılar” şeklindedir. Mârifetle kazanılan ilim, ehlinin dışında kimseye açılmaz. Sevgili Peygamberimiz’in (sav) “Benim bildiklerimi bilseydiniz az güler, çok ağlardınız.”8 sözü O’nun, her- kesi ilgilendirmeyen bâzı özel bilgileri kendisinde sır olarak tuttuğuna işârettir. Ebû Hüreyre: “Hz. Peygamber’den iki kap (ilim) aldım. Birisini size anlattım, yaydım. Diğerine gelince, onu anlat- saydım şu boyun kesilirdi.”9 demiştir. Biri Şemseddin Tebrizî’ye sordu: “Mârifet nedir?” “Kalbin Allâh’ı tanımakla ihyâ edilmesidir.” diye cevap verdi... Necib Fazıl: “Anladım işi, sanat Allâh’ı aramakmış; Mârifet bu, gerisi yalnız çelik-çomakmış...” “Mârifetsiz yapılan amel kabûl olmaz; amelsiz de mârifet olmaz. Kim Allâh’ı tanırsa, mârifeti onu amel etmeye sevk eder; mârifeti olmayanın ameli kabûl olmaz.” Muhammed Bakır Mârifet kalptedir, zikir dildedir. Allah Teâlâ’nın Kendi zâtını, sıfatlarını, isimlerini ve fiillerini müşâhede eden kimselere ârif denir. Allah Teâlâ’ya saygının, sevginin, derin muhabbetin kalpte yer etmesi mârifettir. 7 En‘âm, 6/91. 8 Tirmizî, Zühd, 9. 9 Buhârî, İlim, 42.

