Sayfa yükleniyor…
Sayfa metni
55 “Ben insanları ve cinleri ancak bana ibâdet etsinler diye yarattım.”2 “Liya’büdûn” ‘kulluk etsinler’ denilmesinden maksat, “Li-ya’rifûn” ‘Beni tanısınlar demektir bir mânâya göre’ der İbn Abbas (r.anhüma). Allâh’ı tanımadan O’na ibâdet etmenin mümkün ol- madığını ifâde eder ârifân-ı İlâhî. İnsan nefsi, ilim ve hikmetin kaynağıdır. İlim ve hik- met, meyvenin tohumda bulunuşu gibi kuvve hâlinde orada gizlidir. Ruhların ezel bezmindeki ikrârından kasıt, “kâlû belâ” ‘Ben sizin Rabbiniz değil miyim?’ sözüne, ‘evet Rabbimizsin’ demesi, bilkuvve mevcut olan ilim kâbiliyetinin varlığıdır. İnsanın îmân üzere doğduğu yâni Allâh’a îmân ve irfân, O’nu tanıma insanın fıtratında meknûz, gizlidir. “Her çocuk fıtrat üzere doğar.”3 hadîsi bu gerçeğe işâret etmektedir. Allâh’ın varlığını bilmek başka bir şeydir, Allâh’ı tanı- mak başka bir şeydir. İç âlemini dünyevî kirlerden arındırıp devamlı olarak Allâh’ı zikretme noktasına ulaşıncaya kadar ibâdete devâm eden kimseye mârifet nurları tecellî eder. Sonlu olanın sonsuzu idrâk etme imkânı yoktur. Allâh’ı bilme akıl ile değil vahiy ve ilhamla mümkündür. Kalbin iki kapısından dışa açılan kapısı şehâdet âlemine, içe açılan ise melekût âlemine yöneliktir. Allah, melekler ve gayba âit sırlar melekût âleminin alanına dâhildir. Şehâdet âlemi melekûta giden bir merdiven olup sırât-ı mustakîm üzere yürümek bu merdivende yükselmekten ibârettir. 2 Zâriyât, 51/56. 3 Müslim, Kader, 22.

