Sayfa yükleniyor…
Sayfa metni
54 Cibrîl hadîsinde haber verilen “İslâm” zâhir, “îman” bâ- tındır; “ihsân” ise zâhir ve bâtın hakîkatlerinin birliğidir. Gazzâlî zâhir ilmine kabuk (kışr), bâtın ilmine öz (lüb) nazarıyla bakar. Gazzâlî (rh.a) başta olmak sûretiyle genelde ulemâ-i kirâm, “zâhire aykırı düşen her bâtın bâtıldır” kâidesini benimserler. Gazzâlî, Râzî (rh. aleyhümâ) gibi müteahhir devir kelâm- cıları, mutasavvıfların keşf, ilham, bâtın ilmi gibi deyimlerle ifâde ettikleri bilgileri de bilgi kaynağı olarak kabûl ederler. Ebû Süleyman Dârânî der ki: “Nice defalar sûfîler tâi- fesine mahsûs bir nükte ve hikmet kalbime düşer de Kitâb ve Sünnet’ten iki âdil şâhit bunun doğruluğuna şâhitlik et- medikçe, bunları günlerce kabûl etmem.” Cüneyd-i Bağdâdî sâdece Kur’ân ve Sünnet çerçevesin- deki mârifetin geçerli olduğunu vurgulamıştır. Kaynağı kalb olan ihlâs, ihsan, irfan, ancak ehl-i Hakk’da zuhûr eder. Niyâzî-i Mısrî (ks): “Zât-ı Hakk’da mahrem-i irfân olan anlar bizi, İlm-i sırda bahr-ı bî pâyân olan anlar bizi” Bâyezid (ks); “Ulemâ ilmi ölülerden almıştır, biz ise ilmi hiç ölmeyen Allah Teâlâ’dan aldık.” der. Ma’rifet, şüphe kabûl etmeyen ilimdir. Mârifet kalbin gıdâsıdır. Mârifet, ezelde mevcut bir kuvvedir. Gâye, insanda gizli bu cevheri ortaya çıkarmaktır.

