Sayfa yükleniyor…
Sayfa metni
100 / Hazret-i Ebû Bekir Hz. Ebû Ubeyde -radıyallahu anh-, Hz. Ömer’in bu tebliğatını da hâmil olarak saâdethâne-i Sıddîk’dan çı kıp işin güçlük ve nezâketini düşünerek ve derin müta- lâlara dalarak Hz. Ali’ye gitti. Sıddîk ve Fâruk’dan aldı ğı sözleri ayniyle ve tamâmiyle tebliğ etti. Hz. Ali dikkat ile dinledi. O sözlerin tesirâtı ta iliğine İşledi ve: -Evet Ebû Ubeyde! Bu sözler hep kavmin zamirle rinde müstetir mi?” dedikte Ebû Ubeyde: - “Benden cevab yoktur. Ben ancak dince olan bor cu ödeyici ve İslâm’ın söküğünü dikici, ümmetin gediği ni kapatıcıyım. Burasını Allah bilir. Halecân-ı kalbim ve dağ-ı derûnun ona delâlet eder.” diye cevab verdi. Hz. Ali de bunun üzerine dedi ki: - “Bu evin bucağında oturuşum hilâfeti taleb veya emr-i marûfu inkar veya bir müslime itab için değildir. Belki Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-’in firakı beni çarptı ve öyle bî-hûd etti ki, ondan sonra hangi ce- miyyette bulundum ise derdimi tâzeledi hüzn ü kederi mi kat kat eyledi. Ona kavuşmak iştiyâkı bana kâfi ve ya başka tama’dan müstağnidir. Allah bilir ki, Ahdulluh yani Kitabullah ile meşgul idim. Müteferrik olanlarını cem' ediyordum. Ve amelini Allah’a ihlas ve işini onun ilim ve irâdesine teslim eden lere hazırlanmış olan sevâba nâil olmak ümidiyle Kitâ- bullah’a bakıyorum. Maazâlik aleyhimde bir ittifak vâki ve benim için sevk olunan hakka mâni olduğunu bilemem. Madem ki,

