Sayfa yükleniyor…
Sayfa metni
Mühim Bir Hâdise / 97 Herbirimizin bir makâm-ı mâlûmu ve hakk-ı müşâr veya maksûmü, haberi zâhir, veya mektûmü vardır. Ez- kiyânın en zekisi, kaçanı telîf ve uzak kalanı taltîf eden ve herkesi iz’anla tartan ve haberi ayân’a karıştırma yandır. Yâni her işittiğine inanmayan ve karışının yerine sürresini komayan âdemdir. Müphem ile karışık ma’ri- fette, veçhile mâruf olan ilimde hayır yoktur. Biz yarasından gocunan develer gibi değiliz. Her kızgın şeyin nârı ve her selin bir kararı vardır. Bu cema atin sükûtu aczlerinden nâşi değildir. Bugün kelâmları da korkularından değildir. Allah Teâlâ, Muhammed -sallallahu aleyhi ve sel lem- ile her mütekebbirin burnunu ve hercebbârın beli ni kırdı. Ve her yalancının dilini kesti. Haktan sonra da lâletten başka ne var? - Rasûl-i Ekrem dâr-t bakâya azim oldu. Senin hak kında sarâhaten bir şey buyurmadı. Bizler ise ¡ran, Rum gibi bir devlet-i câbire’ye tâbi' değiliz. Belki hak ve sıdk ile hidâyete uyan metin kalbi, kavi bileği, nusratlı eli ve görücü gözü olan bir ümmet arasında nûr-ı nü büvvet, ziyâ-ı risâlet, semere-i hikmet, hürriyet, unvan ı nî’met ve zıll-ı ismetteyiz. - Zanneder misin ki, Ebû Bekir bu ümmete cebir ve mekrederek sıçrayıp emâreti kaptı? Ebû Bekir bu üm metin şuurunu selbetti, gözlerini bağladı, düğümlerini çözdü, akıllarını bozdu, sularını batırdı, onları yoldan çıkardı, dalâlete düşürdü, tarîk-ı helâke götürdü, gün düzlerini gece, vezinlerini kile, yakazalarını uyku etti, salâhlarını fesâda kalbetti! Eğer öyle olsa onun sihri mübîn ve mekri metîn imiş demek olur.

