Sayfa yükleniyor…
Sayfa metni
186 / Hazret-i Ebû Bekir Asâkir-i İslâmiye: İslâm as kerleri Âşikâre: Belli, açık, meydanda Atâlet: Tembellik, üşengençlik. Ateşgede: Ateşe tapanların ibadet ettikleri mâbet. Atiyye: Hediye, bahşiş, ihsan. Avârız: Kazalar, belâlar, engel ler, vergi. Avdet: Geri gelme, dönüş. Avn-i samedâni: Allah’ın yar dımı Âzâd: Kurtulmuş, serbest olan. Azîm: Büyük, ulu, iri. Azlem: En zâlim, pek ziyade zulmeden. Ba’dehû: Ondan sonra. Ba’de’şşidde: Şiddetten son ra. Ba’s: Gönderme, yeniden diril me, diriltme Bâdî: Sebeb, sebeb olan, ilk. Bâdire: Musibet, felaket, zor geçit. Bahş: Bağış, ihsan. Baka: Demet, deste, tutan. Bakî: Tanrı, daimi, sonsuz. Bâr-ı velayet: Velilik yükü, dostluk ve sadakat yükü. Basîr: Görüp anlayan. Bârigâh-ı Kibriya: Allah Teâlâ’nın huzuru. Beis: Zarar, ziyan. Belagat: Güzel söz söyleme il mi. Beliyye: Felaket, keder, tasa Bend: Bağ, yular. Berî: Sâlim, kurtulmuş, temiz. Ber-taraf: Bir yana atılan. Bes: Yeter, tamam, kafi. Beşaret: Müjde, muştu Beşâşet: Güler yüzlülük. Bevvâb: Kapıcı Bey’at: Sözleşme, anlaşma, söz alma, söz verme. Beyân: Anlatma, açık söyle me, bildirme. Beyn’en-nâs: Halk arasında Bezi: Bol bol verme, saçma. Bîçâre: Çaresiz, zavallı. Bid’at: Peygamber’den sonra dinde meydana çıkan şey. Bidayet: Başlama, başlangıç. Bîhûd: Zırhsız, başlıksız, miğ feri olmayan. Bilcümle: Hep, bütün, toptan. Buhl: Cimrilik. Buhran: Bir işin tehlikeli, karı şık bir hal alması. Bûkâ: Ağlama, gözyaşı dökme Bürhân: Delil, ispat, tanık. Bürûdet: Soğukluk, soğuk Cansiper: Canını teslim eden, feda eden

