Sayfa yükleniyor…
Sayfa metni
Emîrnâme-i Ali / 105 muşsa kendilerine özrünü bildirerek zanlarını tebdil et. Çünkü bununla hem nefsini kırmış, hem raıyyene rıfk ile muâmele etmiş, hem kendini mazur göstermiş olur sun ki onları hak üzerinde daim kılmaktan ibaret bulu nan maksadını o sayede istihsal edebilirsin. Düşmanın tarafından sana teklif olunan sulh, rızâ yı ilâhî’ye muvafık ise kat’ıyyen reddetme! Zira sulhde askerine istirahat, sana endişeden rahat, memleketin için selâmet vardır. Lâkin sulhdan sonra düşmanından sakın. Hem çok sakın. Öyle ya, belki seni gafil avlamak için sana yaklaşmak istemiştir. O sebebden ihtiyâta sa rıl, bu hususda hüsn-i zanna kapılma. Şâyed düşmanla aranızda bir mukavele akdettin- se, yahud ona karşı bir teahhüdün varsa, mukaveleye riayet et, ahdini yerine getir. Verdiğin sözde durmak için îcâb ederse hayâtını bile fedâ et. Çünkü arzularının müteferrik, re'ylerinin dağınık olmasına rağmen insan ların ferâiz-ı ilâhiyye arasında ahdlerinde vefâ kadar üzerinde birleştikleri bir şey yoktur. Hattâ müşrikler de hıyanetin vahim âkıbetlerini gördükleri için müslüman- lara karşı ahde vefâyı iltizâm ediyorlar. Binâenaleyh sa kın verdiğin sözden döme. Sakın ahdine hıyânet etme, sakın düşmanını aldatma. Zira zarar ve mahrûmiyyete mahkûm akılsızlardan başkası Allah’a karşı gelmek cür’etini gösteremez. Çünkü Allah Zülcelâl rahmet-i ezeliyyesi îcâbı ahd ü zimmetini kulları için sâye-i şef katinde barınacakları bir dâru’l-emân, sâha-i emânında âsûde kalacakları bir harîm-i itmînan kılmıştır. Onun için burada fesad çıkarmak, hıyanette bulunmak, yahud aldatmak gibi işlerin yeri yoktur.

