Sayfa yükleniyor…
Sayfa metni
ŞEYH MUSTAFA HULÜSÎ EFENDİ (K.S.) 1. Efendimizi görmemiz Safer ayında oldu Elli senelik sırrı Şeyhim haber verdi 2. Kalbim susuzluktan bitkindi ki ummana kavuştu. Mevlam’dan ilham geldi Şeyhim teveccühte bulundu115 3. “Ben Rabbi’niz değil miyim?’’sorusuna “Evet 115. Bahr-i muhit, okyanus, umman anlamına olup tasavvufta Al lah'ın sonsuz nurunu ifade eder. (T.T.S) Burada Şeyh Mustafa Efendi'nin Bahr-i muhit tabiri ile şeyhinin zamanın kutbu oldu ğunu belirttiği düşünülebilir. Çünkü bahr, aynı zamanda Kutb-i gaybî’nin ismidir. (Suad el-Hakîm, Mu’cemu’sSüft, s. 183) Nite kim Kutub, Cenab-ı Hakk’ın bütün isimlerinin mazharı olması iti bariyle her şeyi içine alan bir okyanus gibidir. Teveccüh ise şey hin bütün manevi gücünü ve ruhanî tesirini müridin kalbine yo ğunlaştırarak ona feyz akıtıp, onu büyük bir manevî değişime uğratmasıdır. (T.T.S) Şeyh teveccühünü İlâhî izinle kemali hak eden müride kabiliyeti ölçüsünde yapar. 116. Yemîn, mîsâk, söz verme, ittifak, bir şeyi korumak, halden hâle onu muhafaza etmek, tavsiye etmek anlamlarında kullanılan bir terim. Ahd kelimesi İslâmî bir kavram olarak “Ahd-ü Mîsâk’ şek linde kullanılmıştır. Allahu teâlâ ile beşer arasında geçen birçok ahidleşmeyi insan aklına getirmektedir. Kur’an-ı Kerîm’de geçen ahidleşmelerden birisi insanoğlunun yaratıcısını bilmesi ve ona yönelip ibadet etmesidir. Bu tür bir ahid fıtrî bir ahiddir. Allah’ın varlığına inanmak ihtiyacı, insan yaradılışında sürekli ve kalıcıdır. Yalnız bazen insan şaşırıp yolunu sapıtır. O zaman Allah’a ortak aramaya koyulur. Oysa insan, Allah’ın resulleri aracılığıyla gön derdiği emir ve yasaklara uyarsa ahde uymuş olur. (Şamil, Î.A.) Mevlânâ (k.s.) bir beytinde şöyle söyler: “O süt havuzuna, yâni Hak yolcusunun tertemiz olan gönlüne kâmil bir insanın mane vî balı karışarak tatlılaşır ve gerçek yolu bulup da “Elest denizi- Rabbimiz”sin diyerek (A’râf, 172) Hakk’a söz vermiştik, Şeyhim bu sözleşmemi yeniledi116 107

