Sayfa yükleniyor…
Sayfa metni
HULUSİ DÎVÂNI 13. Leyi ü nehâr düştü arzum Ravza-i pâk-i Rasûl’e Cümle hüccâc, cümle ihvanla eyle nusret 14. Me’mûrân diye ad verdi Kutb-u Zamân-ı Cihan Müntesîbin hepsini dilerim bulsun selâmet 144 leş*™ _ p^i eğer sevginiz sıhhatli ise, O’nun mübarek dişlerini kırdık ları gün, ona uymanın gereği niçin dişlerinizi kırmadınız? Çün kü ona uygun davrama, muhabbetin şartıdır. Sonra kendi dişle rini gösterdi ağzında bir tane bile diş yoktu. (Veysel savaşı kalb gözü ile izlemekte ve Uhud günü Rasûl-i Kibriya’nın dişi kırılın ca, acaba hangisi kırılmıştı diye düşünerek, ona uymak için tek çâreyi bütün dişlerini çekmekte bulmuştur. Bu sevgide özel bir makamdır.) Veysel Karânî Hazretleri Mekke’de hac yapıp, Medine’ye gidince, işte Resûlullah’ın türbesi burasıdır diye kendisine gösterildi. Kendinden geçerek düşüp bayıldı. Ayılınca; “Beni buradan götü rün. Resülullah efendimizin medfûn bulunduğu bir beldede be nim için yaşamanın tadı olmaz." buyurdu. Hz. Peygamber’i hiç görmediği halde, inanması ve gönülden bağ lanması, Peygamber tarafından da müjdelenmesi, tasavvufta bir mürşide ulaşmayıp onun ruhaniyetinden feyz alanlara “Üveysi” denmesine yol açmıştır. Bunların şeyhe ihtiyacı yoktur. Zira baş ka bir vâsıtaya ihtiyaç kalmadan, nübüvvet bizzat bunları kendi kucağında terbiye etmiştir, tıpkı Veysel’i terbiye ettiği gibi. Ger çi o zahiren Peygamberimiz’i görmemiştir. Ama bâtınen O’nun tarafından terbiye ve irşad edilmişti. (Ferıdüddin Attâr,Tezkire- tü’l-Evliyâ, I, 64, trc. S. Uludağ, İstanbul, 2002) Ayrıca daha ön ce yaşamış bir velinin rûhâniyeti tarafından terbiye edilen ve bu yüzden zahirde her hangi bir şeyhi bulunmayan velîlere de “Üveysî" denir. (S. Uludağ, Tas. Ter. Söz. Üveysîlik md.)

