Sayfa yükleniyor…
Sayfa metni
218/ Ashâb-ı Kiram 1 Medine'ye gelip şûra hanesi kapısında durdular. Bunların bu babda bir gûnâ me'muriyetleri olmadığından Sa'd bin Ebî Vakkas -radıyallahu anh-, ikisini de oradan savdı. Onlar da üst perdeden mücâdele etmekle meyanede söz çoğaldı. Kibar-ı Kureyş arasında mübayenet ve bürûdet hasıl oldu. Halbuki bütün eşrâf-ı Arab ve ümera-yı askeriyye şûrâ meclisinin vereceği karara muntazır idiler ve vaziyet pek nazik İdi. Kapıda nöbet bekleyen Ebû Talha, Ashab-ı Şûrâ'ya hitaben: «- Ömer'in canını alan Allah hakkı için size üç günden fazla mühlet vermem, hemen ne yapacaksanız bu müddet zarfında yapınız» deyip üzerlerine kapıyı kapadı. Evvelâ Abdurrahman bin Avf bir hutbe ile, ihtilâf-ı ârâdan içtinabın lüzûmuna dair söz söyleyerek ittihad-ı efkâra dâvet eyledi. Efkâr-ı umumiyye de heyecan üzre İdi. Abdurrahman bin Avf’ın nasihati üzerine Osman bin Affan, Zübeyr İbnü'l-Avvam kemal-i ihlâs ile onun dâvetine icabe tini beyân eylediler. Sonra Sa’d ibn-i Ebi Vakkas Hazretleri de bir hutbe okuyup, Medine'de bulunmayan Talha'nm da kendi re'yine razı olacağına müteahhid olduğunu beyân ile Abdurrahman bin Avf’a hitaben; «- Yâ Abderrahman bin Avf, iş şendedir. Hemen işe halisane yapış ve hayırhâne çalış!» dedi. Sonra Ali - radıyallahu anh- de: «- O Allah'a hamd olsun ki bizden Muhammed'i -sal- lallahu aleyhi ve seİlem-'İ Nebi ve bize Resul gönderdi. Biz beyt-i Nübüvvetiz, ma’den-i hikmetiz, ehl-i arza emanız, ehl-i hâcete necâtız. Bizim bir hakkımız vardır, veriliyorsa alırız, men’olunursa

