Sayfa yükleniyor…
Sayfa metni
96 verdiği cevaptadır: “Onlar görüldükleri zaman Allâh’ı ha- tırlatan kişidir.”20 Sevgili Peygamberimizi görünce Abdullah b. Selâm, “Vallâhi bu yüz bir yalancının yüzü değil” derken, zarâfe- tin, edebin, nezâketin, inceliğin kaynağına işâret ediyordu. Mekke’ye Yemen’den Tufeyl bin Amr ed-Devsî isimli put- perest bir şahıs gelmiştir. Kureyşliler, Sevgili Peygamberimizi dinlememesi husûsunda onu îkâz etmişlerdir. Kureyş müş- riklerinin ısrarları üzerine kulaklarına pamuk tıkayan Tufeyl bin Amr, doğruyu yanlıştan ayırt edebilecek kâbiliyete sâhip olduğunu düşünerek, Sevgili Peygamberimizi görüp dinle- yince Müslüman olmuştur. “Muhakkak âlimler, peygamberlerin vârisleridir. Şübhesiz peygamberler, ne altın, ne de gümüşü mîras bırakırlar. Pey- gamberler mîrâs olarak, ancak ilim bırakırlar. Bu îtibarla kim peygamberlerin mîrâsı olan ilmi elde ederse, tam bir hisse almış olur.”21 İlim amele, amel de ihlâsa dönüşürse, ihsân-ı İlâhî ile muhlas olursa, her türlü tavrında edeb erkân, incelik zarâfet görünür. Âyineleşen ve aynîleşen, irâdesini Rabbimize teslîm etmekle murâd olandan görünen hep nurdur. Ârife eşyâda esmâ görünür Cümle esmâda müsemmâ görünür Bu Niyâzî’den de Mevlâ görünür “Âyinedir bu âlem, her şey Hakk ile kâim Mir’ât-ı Muhammed’den Allah görünür dâim.” 20 Mecmau’z-Zevaid, h. no: 13140 21 Ebû Dâvûd, İlim, 1.

