Sayfa yükleniyor…
Sayfa metni
51 Nefsin, rûhun, sırrın hakîkatine ererek, on sekiz bin âleme tekâbül eden bu mertebe ile insân-ı kâmil olmuşlar- dır. Gönüllerindeki cennetle hadîs-i kudsîdeki sırra nâil- dirler: “Yere ve göğe sığmam, fakat mü’min kulumun kalbine sığarım.”6 Ârif ol âyine-i insâna bak Anda aks-i Hz. Rahmân’a bak. Hüdâyî İlim, haşyete, Hakk Teâlâ’ya derin bir saygıya dönüşürse ilim ve irfân olur. Efendimiz (sav) şöyle duâ ederdi: “Allâh’ım! Huşû duy- mayan kalpten, kabûl edilmeyen duâdan, doymayan ne- fisten ve fayda vermeyen ilimden Sana sığınırım. Bu dört şeyden Sana sığınırım.”7 “Allah’dan, kulları içinde, O’na yürekten saygı duyan âlimler korkar.”8 Sâmî Efendi, Emr-i İlâhî’yi takvâ esâsına göre yaşayıp yaşatmaya çalışan ender bir velîdir. İ’tikâdî konularda hassastı. Tasavvufu ta’rîfinde, “tasav- vuf ayn-ı Tevhîd’dir” buyurur. Tevhid’i şühûdî olarak ifâde eder. Mevcûdu bir görme, Allâhü Teâlâ’dan başka bir şey görmemek. Her şeyin “Bir”e işâret ettiğini bilmektir. Kâinâtta var olan her şeyi Allah Teâlâ’ya, O’nun isim ve sıfatlarına açılan bir pencere olarak görmektir. 6 Keşfu’l Hafâ, 2256. 7 Nesâî, İstiâze, 21. 8 Fâtır, 35/28.

