Sayfa yükleniyor…
Sayfa metni
50 üstlenir.”3 meâlindeki âyetle, şeytânın Hakk’ın dostu olan kulları azdıramayacağını belirtir. “Ve onlar, kötü bir şey yaptıkları veya kendilerine zulmettikleri zaman Allâh’ı hatırlayıp, suçlarının bağışlanması için O’na yalvarırlar. Zâten Allâh’ın dışında kim suçları bağışlayabilir ki? Onlar, yaptıkları kötülüklerde bile bile ısrâr etmezler.”4 âyetiyle velîlerin mahfûz olduğuna işâret edilmiştir. Sâmî Efendiyi hâl-i sabâvette, çocukluk devresinde gördüm. Gayr-i ihtiyârî âşık oldum. Birkaç gün berâber- likten sonra ayrılığın ızdırâbıyla feryâd ve figânın hazzı hâlâ hâfızamda tatlı bir anıdır. Bütün tavır ve hareketleri umde ve kâidedir. O günlerde bilemezdim ama sonraları anladım ki, istikâmetin temsilcisi, sünnet-i seniyyenin ih- yâsına me’mur bir Kutbü’l Aktâb’dı. Velâyet ölçüsü içerisinde mükemmeldi. O Hz. Sâmî’ydi. Kendisini ehlüllâh katında isbât ettiren mümtaz bir şahsiyetti. Risâletle rasûller, verâsetle velîler seçilmiştir. İlim lut- fetmediğine Mevlâ velâyet ihsân buyurmaz. Velîler zâhirî ve bâtınî ilme mazhardır. Şüphesiz ki âlimler nebîlerin vâ- risleridir. “Nebîler dinar veya dirhem mîras bırakmazlar. Onlar sâdece ilmi mîras bırakırlar. Kim bu mîrâsı alırsa çokça nasip almış demektir.”5 Cemil Meriç der ki: “İrfan; kemâle açılan kapı, amelle taçlanan ilimdir.” İrfan inceliktir, aşktır, muhabbettir. “Aşk imiş her ne vâr âlemde, İlm bir kîl u kâl imiş ancak…” Fuzulî 3 A’raf, 7/196. 4 Âl-i İmrân, 3/135. 5 Tirmizî, İlim, 19; Ebû Dâvûd, İlim, 1; İbn Mâce, Mukaddime, 17.

