Sayfa yükleniyor…
Sayfa metni
118 kıldırırken ara ara ağlamaklı bir hâl zuhûr ediyor ve ağlı- yorsunuz. Bunun sebebi nedir?” Onun vermiş olduğu cevap şu: “Bu anlatılamaz.” Gerçekten o zevk anlatılamaz, târif edilemez. Necip Fâzıl (rahmetullâhi aleyh) inançsız birisiyle ko- nuşurken o diyor ki: “Haydi Necib bana Allâh’ı göster.” Necip Fazıl da soruyor: “Şu anda ne yiyorsun?” “Et.” “Ne duyuyor- sun?” “Lezzet.” Târif et deyince o kişi: “Ancak tadılır.” diyor. Bu gibi Hakk dostlarının huzûrunda bulunmak ancak tadılır çünkü tasavvuf kitaplarında şu ifâde geçer: “Men lem yezuk lem yârif. Tatmayan bilmez.” Bizim bildiğimizden değil ama büyüklerimizden gördüğümüz kadarıyla hissiyâtımız şu oldu: Sanki insan bu âlemden çıkıyor başka bir âleme giriyor. Bizim Buhârâ’ya bir yolculuğumuz oldu. Orada akşam vaktiydi, bir yere geldik. Hiç söylemediler bize o kabrin kime âit olduğunu. Fakat vücûdumuzda bir değişme oldu. Ziyâreti yaptık, “Kim bu zât?” dedik. İmam Buhârî Hazretleri dediler. Gerçekten, arkadaşlarımızın hemen hemen hepsinde şu hâl meydana geldi: Bu dünyâ gözümüzde basitleşti, Efendimiz aleyhissalâtu vesselâm’ın ifâdesiyle bir cîfe gibi göründü. Gönüller ulvî âleme, Mevlâ’ya yöneldi. Ahmed-i Hânî Hazretlerini ziyâret edip ayrıldıktan son- ra bu neş’e, bu huzur içerisinde Ebu’l-Hasan-ı Harakânî Hazretlerini ziyârete gittik. Kur’ân-ı Azîmuşşan’da Nûr Sûresi’nde Cenâb-ı Hakk “dokunmasan da yanacaktı” diye buyuruyor. Ehlullâh için söylüyorum, onlara imrenerek, onlar gibi yaşama arzu ve isteğiyle ifâde ediyorum; kişi namaz kılmak için niyet etse, Kur’ân okumaya, zikrullah yapmaya niyet etse ve Ehlullâh’ın huzûruna gerek dünyâda gerek âhirette varmayı murâd etse, daha girmeden onun

