Sayfa metni
44 / Fâtiha Sûresi Tefsiri Binaenaleyh, ¿^ JÛj ^ ¿JÛ ahd ü mîsakını tam mânâsıyla söyleyebilen sâdık ve musaddak abd-i ek- mel ancak Hâtemü’l-Enbiyâ efendimizdir. Bu münase betle asıl makam-ı ubudiyet ve abdiyet O’nundur. Bu nun için kelime-i tevhîd ve onun abdiyetinin ve risâleti- nin beyân edildiği kelime-i şahâdet düstûr-ı îmânı teşkil eder. Onun sînesi öyle bir inşiraha mâlik idi ki Hıra Ma ğarasındaki infirat ve tecerrüdü esnasındaki taabbüdü ile küllî ruhu temsil etmiş ve vicdân-ı İçtimaîsi bütün âlemlere imam olmuş ve cemâat-i islâmiye bundan te şekkül etmiştir. Her asırda onun sünnetine ittibâ ile onun muktedî- si olabilen cemâat-i islâmiye bu akd-i ubûdiyeti hakkıy la söyleyebildikleri devirlerde Allah’tan başkasına bo yun da eğmemişler, O’ndan gayriden istiâne de etme mişlerdir. Çünkü izzet ve şeref ancak Allah’a kul olabil mektedir. (Hak Dîni Kur’an Dili, Elmalılı Hamdi Yazır) Fâtiha sûresinin bu âyet-i celîlesi bir hadîs-i şerîfin beyân ettiği veçhile kul ile Allah arasındadır. Burada, bu raya kadarki ifâde şekli değişerek gaybetten huzura ve şuhûda geçmiştir. Kul, doğrudan doğruya Rabbine hitap ile münâcat eyler. Ancak kulun müşâhedesine bir büyük engel vardır ki o da tezkiyesi ile mükellef bulunduğu nef sidir. Kul bu dağı aşmadıkça müşâhedeye eremez. Ebû Yezid Bestâmî’nin bazı mükâşefâtında vâkî olduğu veçhile: - İlâhî Sana nasıl yol bulayım, demiş. - Nefsinden geç ve yürü, diye icâbet olunmuştur.

