Sayfa metni
33 Bu kadar şanlı mücâhidin vasfını ancak Aleyhissalât ü Vesselâm Efendimiz yapar. Resûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem) ashâbına şöyle dedi: “Uhud’da şehîd olan kar- deşleriniz var ya! Allah, onların ruhlarını yeşil kuşların içine koydu. Bunlar cennetin nehirlerine giden, cennet meyvelerinden yiyen ve Arş’ın gölgesine asılmış altın- dan kandillere girip istirahat eden kuşlardır. Şehitler böylece güzel güzel yiyip içip dinlenince şöyle dediler: Kardeşlerimize bizden kim haber götürecek ve bildire- cek ki bizler Cennet’te dirileriz, rızıklanıyoruz? Bu ha- ber gitmeli ki onlar Cennet’e karşı isteksiz olmasınlar ve harpte korkak davranmasınlar!” Allâhu Teâlâ onlara cevâben: “Sizin haberinizi Ben duyuracağım.” buyurdu ve şu âyeti indirdi: “Allah yolunda öldürülenleri ölü sayma- yın, bilakis onlar Rabb’leri katında diridirler. Allâh’ın bol nimetinden onlara verdigi şeylerle sevinç içinde rızıkla- nırlar. Arkalarından kendilerine ulaşmayan kimselere, kendilerine korku olmadığını ve kendilerinin üzülme- yeceklerini müjde etmek isterler.”2 İslâh-ı Nefs’de Bedel Cenâb-ı Hakk herkes için geçerli olan âyet-i celîle’de, “İnsan için ancak çalıştığı vardır.”3 buyurur. Ama mü’minler çalışırsa Allah Teâlâ’nın yardımı vardır ayriyeten. Kırk yedi yılın netîcesi Yûnus Emre Hakk’ın ve halkın mergûbu oldu. Nefsini islah yolunda yıllarca dağdan odun getirdi cetvel gibi, “Şeyhimin kapısına eğrisi yakışmaz” diye. Yûnus gibi, İbrâhim b. Edhem de on altı yıl odun çekti dağdan. Bir himmet istemesi kovulmasına sebep oldu. 2 Âl-i İmrân, 3/169-170 3 Necm, 53/39.

