Sayfa metni
32 haykırarak, ‘Yetiş Yâ Muhammed (sav) Kitâbın gidiyor’ diye ön plana çıkmış. Bunun üzerine bize de bir şevk geldi. Onun peşinden biz de akmaya başladık ve düşmanı kovaladık. Çanakkale boğaz harbinde yedi düvele karşı muzaf- feriyeti Allah Teâlâ bir bedel karşılığı lütfetti. Yavrularını askere gönderirken halk, âdetâ bir düğün havası içinde gönderdi. Analar kuzularını, ciğer pârelerini, “ölürsen şehid kalırsan gâzi” diye yolladı cihâda. Zâhirde güç yetmeyen orduya galebe çalan mücâhidleri Mehmed Akif Ersoy şu şekilde tavsif eder: Sen ki, son ehl-i salîbin kırarak savletini, Şarkın en sevgili sultânı Salâhaddîn’i, Kılıç Arslan gibi iclâline ettin hayran... Sen ki, İslâm’ı kuşatmış, boğuyorken hüsran, O demir çenberi göğsünde kırıp parçaladın; Sen ki, rûhunla berâber gezer ecrâmı adın; Sen ki, a’sâra gömülsen taşacaksın... Heyhât, Sana gelmez bu ufuklar, seni almaz bu cihât... Ey şehîd oğlu şehîd, isteme benden makber, Sana ağûşunu açmış duruyor Peygamber. “Rabbinizin size meleklerden indirilmiş üç bin kişiyle yardım iletmesi size yetmez mi?” diyordun. Evet, eğer sabrederseniz, sakınırsanız ve onlar da âniden üstünüze çullanıverirlerse, Rabbiniz size meleklerden nişanlı beş bin kişiyle yardım ulaştıracaktır. Allah bunu (yardımı) size ancak bir müjde olsun ve kalpleriniz bununla tat- min bulsun diye yaptı. ‘Yardım ve zafer’ (nusret) ancak üstün ve güçlü, hüküm ve hikmet sâhibi olan Allâh’ın Katındandır.1 1 Âl-i İmrân, 3/124-125-126

