Sayfa metni
14 - “Vallâhi Seninle berâber olmayı çok severim, ancak Seni sevindiren şeyi daha çok severim.” dedim. Kalktı, abdest aldı ve namaza durdu. O kadar ağladı ki, sakalları, elbisesi, secde ettiği yer ıslandı. Bilâl (ra) ezan okumaya geldi. Âlemlerin Efendisi’nin ağladığını görünce, O’nun mahzûniyetini merâk ederek: - “Yâ Rasûlallâh! Allah Teâlâ sizin geçmiş ve gelecek bütün günahlarınızı bağışladığı hâlde niçin ağlıyorsunuz?” deyince: - “Allâh’a çok şükreden bir kul olmayayım mı?” bu- yurdu. Bu gece öyle âyetler indirildi ki, onu okuyup da üzerinde tefekkür etmeyenlere yazıklar olsun!” dedi ve şu âyeti okudu: “Şüphesiz ki göklerin ve yerin yaratılışında, gece ile gündüzün birbiri ardınca gelişinde, akl-ı selîm sâhipleri için (Allâh’ın birliğini ve azametini gösteren) kesin de- liller vardır. Onlar, ayakta dururken, otururken, yanları üzerine yatarken (her an) Allâh’ı zikrederler; göklerin ve yerin yaratılışı hakkında derin derin tefekkür ederler ve: Rabbimiz! Sen bunları boşuna yaratmadın. Sen’i tesbîh ederiz; bizi cehennem azâbından koru! (derler).”3 Kâinâtı Cenâb-ı Hakk insan için, insanı da Zât’ına kulluk için yaratmıştır. Bu değerin idrâkinde olan insan, “İnsanların hepsi Allâh’ın ıyâli [ev halkı] gibidir. Allâhü Teâlâ’nın en çok sevdiği kimse, O’nun ıyâline [insanlara] en faydalı olandır. Allâhü Teâlâ’nın en buğzettiği kimse de, Onun ıyâline iyilik etmeyendir.” hadîs-i şerîf’ine istinâden, inançsızın bile hi- dâyetini ister. Hem Uhud gazvesinde, hem de Taif seferinde 3 Âl-i İmrân, 3/190-191.

