Sayfa metni
85 Cenneti de cehennemi de biz oluştururuz bu dünyâda. Es’ad-ı Erbilî (ks) (Hesab için): “Rabbi huzûrunda durmaktan korkan için iki cennet var, (biri insanlara, diğeri cinlere âit).”2 âyetinde belirtilen iki cennetin biri dünyâda, bir di- ğeri de ukbâda.” buyurur. Dünyâdaki cennet, mutmainne, huzur ehlinin gönlündeki sürur, murâkabe ehlinin aldığı haz, tecellî ve vâridât nurlarıdır. “Mü’minin işine şaşarım. Gerçekten onun bütün işleri hayırdır. Bu durum, mü’minden başka hiçbir kimsede yoktur. Kendisine varlık, genişlik isâbet ederse şükreder, bu onun için hayır olur. Sıkıntıya uğradığında sabreder bu da onun için hayır olur.” Cennet, yeme-içme ve evlenmelerle alâkalıdır. Bir cennet var ki, o da cennetül maarifdir. İlâhî nîmetlerin bahşolunduğu yerdir. Cennetül maarifi burada temin etme- liyiz. İbâdetlerin rûhu bu cennettir. Îmanda yakîn, ibâdette ihlâs, ahlâkda ahlâk-ı Muhammediyye’dir. Yaşayanların bileceği bir gerçektir bu hakîkat. Bu münâsebetle Es’ad-ı Erbilî Hazretleri’nin oğulları Ali Efendi “muhâliflerimiz içi- mizdeki bu zevki bilseler, kılıç havâle ederler” der. Ateşin cehennem sıcaklığını, baharın cennet serinliğini biz burada duyarız. “Orada koltuklar üzerine kurulmuş olarak bulunurlar. Orada ne güneş (yakıcı sıcak) görürler, ne de dondurucu soğuk.”3 “İnsanlardan öylesi vardır ki: “Rabbimiz, bize dünyâda ver” der; onun âhirette nasî- bi yoktur. Onlardan öylesi de vardır ki: Rabbimiz, bize dünyâda da iyilik ver, âhirette de iyilik (ver) ve bizi ate- şin azâbından koru” der. İşte bunların kazandıklarına karşılık nasipleri vardır. Allah, hesâbı pek serî gören- 2 Rahmân, 55/46. 3 Dehr, 76/13.

