Sayfa metni
78 İsviçre’de cemâatle namaz kılarken en geri safta bulunan orta yaşta bir zât vardı. Yüzü ay gibi parlaktı. Namazdaki gözyaşı âhu vâhı etraftan da duyuluyordu. Meğer o zât yeni îmân eden, İslâm’ın tadını her zerresinde duyan bir kim- seydi. Bize bu hâdise İslâm târihinden şu güzîde tabloyu hatırlattı: Ammar (r.a) kendine yapılan zulüm ve cefâya direnmeye devâm etti. Bir gün yine ona aklını kaybedesi- ye, soluğu kesilinceye, derileri soyuluncaya kadar çok ağır işkence yaptılar. Putlarını hayır ile yâd etmedikçe bırakma- yacaklarını söylediler. O da ölümden kurtulmak için onların istedikleri şekilde Lât ve Uzza lehinde zarûreten konuşmak zorunda kaldı. Müşriklerin elinden kurtulur kurtulmaz doğ- ruca Rasûlullah (sav) Efendimizin huzûruna vardı. Başından geçenleri ağlayarak anlattı. Efendimiz ona: “Bu sözleri söy- lerken kalbini nasıl buldun?” diye sordu. O da: “Kalbimde Allâh’a îmanda en ufak bir değişiklik olmadı.” dedi. Bu cevap üzerine Efendimiz (sav): “Ammar’ı başından ayağına kadar îman kapladı. Îman kemiklerine işledi.” buyurdu. Sâmî Efendi Hazretleri’nin (ks) evlatlarından Yusuf Beceren ellerini dizlerine koyamazdı. Namazda rengi uçar âdetâ kendinden geçmenin emâreleri görülürdü. Medîne-i Münevvere’ye girerken arabayı kullanırken direksiyonu bırakır, yine ellerini havaya kaldırır. Arabayı kim sürdü bilemem ama vâsıta Medîne-i Münevvere’ye, gönüller de menzîl-i maksûda erişir. Ashâb-ı Kirâm’ın gece yaptığı tâat nûr yüzlerinde daha nûraniyetle kendini gösterirdi. Yaptıkları tâatlerin sûreti de sîreti de, esrar ve hikmeti de âzâlarında belli olurdu. Medîne-i Münevvere’de bizimle umre yapan, Efendimiz aleyhissalâtu vesselâm ile de görüşen bir kardeşimiz vardı. Meczûbînden Yaşar Efendi onu gördü ve dedi ki: “Kâbe’nin resmi yüzüne vurulmuş.”

