Sayfa metni
77 “Rabblerine olan derin saygılarından dolayı sorumlu davrananlar; Rabblerinin âyetlerine inananlar; Rabblerine ortak tanımayanlar, verdiklerini, Rabblerine dönecekleri inancından dolayı kalpleri ürpererek verenler; işte bunlar iyiliklere koşup, bu uğurda yarışırlar.”1 Mu’minûn sûresi 57 ilâ 61. âyet-i celîle’nin îzâhında Âişe-i Sıddîka Vâlidemiz (r.anha): “İsyân içinde olanlar mı Allâh’ın azâbından korkar- lar?” deyince Efendimiz (sav): “Hayır, ibâdetlerinin kabûl olup olunmamasından korkanlar” buyurdu. Çünkü kişi namaza durur, yanında iki melek hazır olur. Yerine göre ameli yüzüne çarpılır. Mâûn sûresinde “Vay o namaz kı- lanların hâline ki onlar kıldıkları namazdan gâfildirler.”2 Biz günâhımızdan dolayı tevbe ederiz. Ama o kutlu erler ibâdetteki gafletlerinden tevbe ederler. İbâdetin kabûlünün şartlarını nasıl tesbît ederiz? Kalpteki ateş, gözdeki yaş, kalpte zuhûr eden haşyetin vücuttaki gö- rüntüsüyle. Bir mescide dâvet olunduğunda saçı sakalıy- la meşgûl olan birini gördüğünde Efendimiz (sav): “Eğer kalbinde haşyet olsaydı âzâlarında da olurdu.” buyurdu. 1 Mu’minûn, 23/57-61. 2 Mâ’ûn, 107/4-5. Amel

