Sayfa metni
47 Bir yemek sofrasında çehre-i nûrânîlerine baktığımda, “cismen burada, rûhen İlâhî âlemlerde seyrediyor” gibi geldi hâtırıma. Ara ara derdim “bunlar bu âleme nasıl sığıyor?” Son demlerinde, yüzündeki nur apâşikâr görülüyordu. Gözüm kamaştı derler ya aynen öyleydi. “Kamer güneşten ışık alır” sözüne muvâfıktı hâli. Râbıtasıyla mürşidiyle irtibatlı, murâkabe ve müşâhedesiyle Fahr-i Kâinât ve Rabbimizin ahlâkıyla ahlâklanmıştı. İnsan harâbede gezerken pırlanta ve değeri ölçülmeyen bir mâden bulur ya, aynen bunun gibi bu süflî âlemde bir mürşid-i kâmildi. Kara toprağa atılan siyah tohumdan çı- kan bir gül misâliydi. Toprağı güzel olan memleketin ürünü de güzel olduğu gibi, Aleyhissalât ü Vesselâm Efendimizin neslinden gelen velîlerin evlâdıydı O (ks). Nüvesini Edeb-i Nebevî ile ıslahlaştıran, bakımını zamânın Kutbul Aktâbı’nın üstlendiği bir cevherdi O (ks). Sohbet ve muhabbeti gönülleri yakardı. Görüşüp ayrılan, rektefe olan bir araba gibi pâk ve temiz ayrılırdı. Akü misâli dolar ve günlerce ibâdetin haz ve zevkini duyardı. Allah Aşkı ve Resûlüllâh sevgisi uyanırdı kalblerde. İçimin sökülüp Müstesna Bir Velî

