Sayfa metni
42 kiram her an zikirle, tesbîhat ve hamdle nîmetlenmektedir. “Melekleri, görürsün ki, Rablerine hamd ile tesbîh ederek arşın etrâfını kuşatmışlardır. Aralarında hak (ve adâlet) ile hükmolundu ve (ehl-i cennet tarafından): “Âlemlerin Rabbi olan Allâh’a hamdolsun.” denildi.”7 Zikir halkalarının tattıkları ikramda Efendimiz (sav): “Cennet bahçelerine uğradığınız zaman onlardan istifâde edin.” buyurdu. Ashâb-ı Kiram da (ra): Cennet bahçeleri ne- relerdir, Yâ Rasûlallâh?” dediler. Efendimiz (sav) de: “Zikir halkalarıdır.”8 buyurdu. Nebîler vahyile, velîler ilhamla nîmet sundular bize. Kaynağı vahy olan iki esas bizim en büyük nîmet olarak rehberimizdir. Rasûlullah (sav) şöyle buyurmuştur: “Size iki şey bırakıyorum, onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolu- nuzu şaşırmayacaksınız: Allâh’ın Kitâbı ve Peygamberinin sünneti.”9 Bahçemizde misâfirlere ikrâm ediliyordu. İpek hocamız anlatıyor: “Yemek yerken lokmalar mîdemize iniyor ama kalbimize inen İlâhî lezzet de bambaşkaydı. Bunun sebebini bir türlü anlayamadım. Gayri ihtiyârî başımı yukarı kal- dırdığımda, Üstâdımızın teveccüh buyurduğunu gördüm.” Konya’da kırklı yıllarda Üstâdımızın sabah kahvaltısı iki saat sürer. Cemâat mest ü hayrandır. Bir ara nefesler kesilir. İnlemeler başlar. Sofra ortada herkes kendi rûhânî âleminde. Bu esnâda cemâatten biri söze başlar: “Emânet olmasa demezdim. Sevgili Peygamberimiz teşrif buyurdu. Cemâate selâmı var.” İkramda bulunulur bir sefer. O zamanda telefon yok, ama gelenler gönül telefonuyla toplanırlar. Birden sekîne 7 Zümer, 39/75. 8 Tirmizî, Deavât, 82. 9 Muvatta’, Kader, 3.

