Sayfa metni
41 Kalbin gıdâsı îman, havf, haşyet, takvâ, zikir. Beyinin gücü, tefekkür, iz’ân ve akıl. Bütün âzânın nîmeti, yaratılış gâyesine uygun davranış ve fiillerdir. Fıtrat, yaratılış din olunca, Cenâb-ı Hakk’ın hükümleri geçerlidir hayâtımızda. İlâhî hükmün, elest bezminde verilen ahdin icrâsı için ne- bîler, sıddîklar, şehîdler ve sâlihler bizim önderlerimizdir. Bir binâyı mîmar tasarlar. Binâ ile mîmar aynı olamaz. Mîmar, binânın tasarlayıcısıdır. Bize kural koyan beşer olamaz. Eğer olursa onun da başı sonu olması gerekir. “O her şeyden öncedir; Kendisinden sonraya hiçbir şeyin kalmayacağı son’dur; varlığı âşikârdır; gerçek mâhiye- ti insan için gizlidir. O her şeyi bilir. Sondur, zâhirdir, bâtındır. O herşeyi bilendir.”4 Su verilmeyen bahçe kurur. Gıdâsını almayan beden de çürür. Bünyemizde mevcut, sadra yerleştirilen kalb, ruh, sır, hafî ve ahfânın da gıdâsı vardır. Kalb letâifinin taâmı, Zâtî tecellî ve huzurdur. Rûhun gıdâsı, Zâtî muhabbet ve cezbedir. Sırrın azığı, Allah Teâlâ’nın zâtını tek görme kemâlâtıdır. Hafî’nin nîmeti, istiğrak, Cenâb-ı Hakk’da yok olma kemâlâtı- dır. Ahfâ’nın katığı, her şeyi Hak Teâlâ’nın varlığında yok olmasıdır. Tepeden tırnağa bedenin İlâhî gıdâsı zikirdir. Hayâtımızın her alanında nîmet, Kur’ân-ı Kerîm sofrasın- da oturmaktır. İbni Mes’ûd (ra) rivâyet ediyor: “Rasûlullah (sav) şöyle buyurdular: “Şüphesiz şu Kur’ân, Allâh’ın ziyâfet sofrasıdır. Gücünüz yettiğince O’nun sofrasından alın.”5 Halk olunan her zerrenin bir gıdâsı var, o da tesbîh, hamd ve zikirdir. “Yedi gök, yer ve bunlarda bulunan her- kes O’nu tesbîh eder. O’nu övgü ile tesbîh etmeyen hiçbir şey yoktur. Ne var ki siz, onların tesbîhini anlamazsınız. O, halîmdir, bağışlayıcıdır.”6 Nurdan yaratılan melâike-i 4 Hadîd, 57/3. 5 Suyutî, Cami’üs-sağir, H.no: 2413 6 İsra, 17/44.

