Sayfa metni
37 Biz çocuklarımızın bedenine, onlar da rûhuna sâhiptir. Üstâzımız, saçları dik dik olan birini kucaklar. “Keçi kıllı yavrum” der. Kardeş, “bu zamâna kadar beni babam böyle sevmedi” der. Mübârek bir gecede, mâden ocağında ayağı kırılan mânevî evlâdına çok üzülür. Ağlamaklı bir ifâdeyle, “keşke evlâdım olmasaydı” diye sızlanmıştı. Üşümesin diye gece evlâdının üstünü örten ana-baba, âhirette yanmasın diye acımazsa evlâd ona ne der? “Derler ki: “Ey Rabbimiz! Biz büyüklerimize itâat ettik de bizi yanlış yola götürdüler. Ey Rabbimiz! Onlara azâbın iki katını ver ve kendilerini büyük bir lânetle lânetle.”1 İsmâîl (as) gibi babaya “Yâ ebeti” ey babacığım; Lokman (as) gibi evlâda da “Yâ büneyye” ey oğulcuğum; Sûre-i Hücürât’ta geçen onuncu âyette şefkat ifâdesiyle ‘kardeş- leriniz’ sözü, asr-ı saâdet hayâtını yaşatır topluma. Ana ve babaya “kavl-i mârûf” güzel söz söyleme, Firavn gibi bir azgına dahi “kavl-i leyyin” yumuşak kelâm mü’mine şiâr olursa, Cennet’e dâhil olur kişi. “Dışından içi, içinden dışı görünen köşklere girecek olanlar yemek yedirenler, selâmı yayanlar, insanlar uyurken namaz kılanlar ve yumuşak söz söyleyenler”2 buyurdu Nebîler Nebî’si (sav). Namazlarda ve diğer zamanlarda bile duâlar edilir ebeveyne, Kur’ân-ı Kerîm ve Hadîs-i Şeriflerde. “Rabbimiz! Hesâbın görüleceği gün bana, ana-babama ve bütün mü’minlere mağfiret eyle.”3 İbrâhîm (as) babası Âzer’e ve kavmine şirkin çirkinliğini haber verdi. En’am, Tevbe, 1 Ahzab, 33/67-68. 2 Tirmizî, Cennet, 3. 3 İbrâhîm, 14/41.

