Sayfa metni
68 taş atar. Başı kanlar içinde kalan Serbest Mehmed amca, hiç kızmadan, eline bulaşan sıcak sıcak akan kanları gös- tererek, “başımı yardın” der gevrek gevrek bir sesle. Dereköy’ün aşağısında Kesteliç köyü var. Evliyâdan meşhur H. Mücellit Hoca burada meskûn. Bahçesinin su- yunu elinden alırlar. Suyu isteyince, hiç sulanması müm- kün olmayan süpürgelik otu, yavşanları sularlar. Hiç kızıp darılmaz. “İşiniz bitince müsaade edin suyu” der. En çok kavga mahallede sudan olur. Üstâzımızın da suyunu keserler. Hiç sinirlenmeden, suyu ister. Karşıdaki su hırsızı münâsebetsiz söz söyler. Üstâzımız, “bu su ile abdest al, guslet” der. Bu yumuşak tâbirlere adam, alaylı ifâdelerle karşılık verir. “Hasan hoca Yoldaş oldun Gündüz gece Okur Kur’ân Hece hece” Bu mealde övgüye mazhar olan İpek Hocamızın, Üstâ- zımızla geçen hâtıraları bir destandır bitmez. Bize şöyle bir hâdiseyi tatlı diliyle nakletti: “Üstâzımızın bahçesinde Tahir Hocamız ve seçkin bir topluluk sofradaydık. Lokmalar midemize düşüyordu. Ama kalbimize inen feyiz neydi? Bu kalbî gıdâyı düşünürken, başımı yukarı kaldırdım. Bir de ne göreyim, Üstâzımız; bize balkondan teveccüh buyuruyor.” Bu hâtıralar bilenlere hikâye gibi gelmez. Çünkü İslâm, bu kutlu kimselerin omuzlarında yükseldi. Onlar ilâhî pa- zarda can ve mallarını sattılar. Ucuza gitmemek için, rızâ âleminde Cemâl-i İlâhî’yi kasdettiler. Tevbe Sûresi’nin 111. âyetinin sırrına mazhar oldular: “Şüphesiz Allah, mü’min-

